3065 Sayılı KDV Kanunu’nun 1/1.maddesine göre Türkiye’de ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler vergiye tabi tutulmuş, 4. maddesinde hizmet, teslim ve teslim sayılan haller ile mal ithalatı dışında kalan işlemler olarak tanımlanmış ve bu işlemlerin bir şeyi yapmak, işlemek, meydana getirmek, imal etmek, bir şeyi yapmamayı taahhüt etmek gibi şekillerde gerçekleşebileceği belirtilmiştir. Kanunun 6/b maddesine göre hizmet ifalarında işlemin (hizmetin) Türkiye’de yapılmış sayılması için hizmetin Türkiye’de yapılması veya hizmetten Türkiye’de faydalanılması gerekmektedir.
Hizmet ihracında katma değer vergisi istisnasının uygulanabilmesi için 26 Seri No.lu KDV Genel Tebliği’nin (c) bölümünde yer alan aşağıdaki dört şartın birlikte gerçekleşmiş olması zorunludur.
1. Hizmet Türkiye’de yurtdışındaki bir müşteri için yapılmış olmalıdır.
2. Fatura veya benzeri nitelikteki belge yurtdışındaki müşteri adına düzenlenmelidir.
3. Hizmet bedeli, döviz olarak Türkiye’ye getirilmelidir.
4. Hizmetten yurtdışında yararlanılmalıdır.
Uygulamada yurt dışında fiiline verilen bir hizmetin, KDV dışı bir işlem mi olduğu (KDV Kanunu madde 6) yoksa hizmet ihracı mı sayılacağı ve bu hizmetle ilgili olarak yüklenilen KDV’nin indirim ve iade konusu olup olamayacağı konusunda tereddüt yaşanabilmektedir.
Burada hizmet ihracına ilişkin yukarıda sayılan dört şartın tümünün gerçekleştiği ve hizmet bedelinin Türkiye'de hasılat yazıldığı durumlarda hizmet yurt dışında icra edilmiş olsa bile hizmet ihracı olduğu kabul edilebilir.
9 Temmuz 2010 Cuma
25 Haziran 2010 Cuma
ÖZ SERMAYE KALEMLERİNİN BİRBİRİNDEN MAHSUBU
Öz sermaye kalemleri arasında yapılacak mahsuplar konusunda aşağıdaki durumlar incelenebilir.
“Dönem Kârı”nın, “Enflasyon Düzeltmesi Olumsuz Farkları”na mahsubu,
“Dönem Kârı”nın, “Geçmiş Yıl Zararları”na mahsubu,
“Sermaye Düzeltmesi Olumlu Farkları”nın “Geçmiş Yıl Zararları”na mahsubu.
Enflasyon düzeltilmesine ilişkin hükümler Vergi Usul Kanunu’nun geçici 25. Maddesinde düzenlenmiştir. Madde hükmüne göre; “pasif kalemlere ait enflasyon fark hesapları, herhangi bir suretle başka bir hesaba nakledildiği veya işletmeden çekildiği takdirde, bu işlemlerin yapıldığı dönemlerin kazancı ile ilişkilendirilmeksizin, bu dönemde vergiye tabi tutulur. Ancak öz sermaye kalemlerine ait enflasyon farkları, düzeltme sonucu oluşan geçmiş yıl zararlarına mahsup edilebilir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sermayeye ilave edilebilir; bu işlemler kâr dağıtımı sayılmaz.”
Yukarıdaki bilgiler ışığında; “Sermaye Düzeltmesi Olumlu Farkları”nın “Geçmiş Yıl Zararları”na mahsup edilmesi mümkün değildir. Enflasyon düzeltmesinden kaynaklanan olumsuz farklarla ilgili kesin bir hüküm olmasa da; bu tutarın ticari faaliyetlerden kaynaklanan “Dönem Kârı”na mahsup işleminin uygun olmayacağı söylenebilir. Öte yandan, “Dönem Kârı”nın “Geçmiş Yıl Zararları”na mahsup edilebileceği söylenebilir.
“Dönem Kârı”nın, “Enflasyon Düzeltmesi Olumsuz Farkları”na mahsubu,
“Dönem Kârı”nın, “Geçmiş Yıl Zararları”na mahsubu,
“Sermaye Düzeltmesi Olumlu Farkları”nın “Geçmiş Yıl Zararları”na mahsubu.
Enflasyon düzeltilmesine ilişkin hükümler Vergi Usul Kanunu’nun geçici 25. Maddesinde düzenlenmiştir. Madde hükmüne göre; “pasif kalemlere ait enflasyon fark hesapları, herhangi bir suretle başka bir hesaba nakledildiği veya işletmeden çekildiği takdirde, bu işlemlerin yapıldığı dönemlerin kazancı ile ilişkilendirilmeksizin, bu dönemde vergiye tabi tutulur. Ancak öz sermaye kalemlerine ait enflasyon farkları, düzeltme sonucu oluşan geçmiş yıl zararlarına mahsup edilebilir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sermayeye ilave edilebilir; bu işlemler kâr dağıtımı sayılmaz.”
Yukarıdaki bilgiler ışığında; “Sermaye Düzeltmesi Olumlu Farkları”nın “Geçmiş Yıl Zararları”na mahsup edilmesi mümkün değildir. Enflasyon düzeltmesinden kaynaklanan olumsuz farklarla ilgili kesin bir hüküm olmasa da; bu tutarın ticari faaliyetlerden kaynaklanan “Dönem Kârı”na mahsup işleminin uygun olmayacağı söylenebilir. Öte yandan, “Dönem Kârı”nın “Geçmiş Yıl Zararları”na mahsup edilebileceği söylenebilir.
6 Mayıs 2010 Perşembe
İHRAÇ KAYITLI SATILAN MALLARIN İHRAÇ EDİLEMEMESİ VE ÜRETİCİYE İADESİ DURUMUNDA KDV UYGULAMASI
3065 Sayılı KDV Kanunu’nun 11/1-c maddesi çerçevesinde tecil-terkin kapsamında vergi ödenmeden satın alınan ve yasal süresinde ihraç edilemeyen ürünlerle ilgili olarak; “İhraç kayıtlı satılan malların imalatçılarca ihracatçıya teslim tarihini takip eden ay başından itibaren 3 ay içinde ihraç edilmesi, ihracatın mücbir sebepler veya beklenmedik durumlar nedeniyle üç ay içinde gerçekleştirilememesi halinde, en geç üç aylık sürenin dolduğu tarihten itibaren on beş gün içinde başvuran ihracatçılara Gelir İdaresince uygun görülmesi halinde vergi dairelerince üç aya kadar ek süre verilebileceği ve bu süre içinde ihracatın gerçekleştirilmesi halinde tecil-terkin ve iadeden yararlanılabileceği hüküm altına alınmış olup bu süreler dolmuş olmakla beraber veya ihracatçı tarafından ek süre de talep edilmemiş veya talep edilmiş ancak bu süreler geçtikten sonra malın ihraç edilmiş olması halinde, imalatçının beyan ettiği ve tecil edilen KDV’nin gecikme zamlı olarak imalatçıdan tahsil edileceği” ifade edilmiştir.
Malların bir kısmının yasal süresi içerisinde ihraç edilememesi halinde de işlemlerin ihracı gerçekleşmeyen teslimlerle sınırlı şekilde uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Öte yandan ihraç kaydıyla imalatçılardan alınan malların bir kısmının ihraç edilememesi ve ihraç edilemeyen bu malların imalatçılara iade edilmesi halinde, ihracatçılar, imalatçılara iade edilen mallara ait fatura düzenleyecekler ve bu faturada katma değer vergisini göstereceklerdir. Bu vergi, malın iade edildiği dönem beyannamesinde, hesaplanan vergi olarak beyan edilecektir.
Malı ihraç edecek firma tarafından malın imalatçıya iadesi ihraç kayıtlı teslimin yapıldığı vergilendirme döneminden sonra gerçekleştiği takdirde ihracatçı tarafından malın iade edildiği imalatçı adına fatura tanzim edilirken KDV hesaplanması, hesaplanan KDV’nin imalatçı tarafından ödenerek indirim konusu yapılması, ihracatçının da hesaplanan KDV olarak beyan etmesi gerekmektedir.
İhraç kayıtlı satıştan dolayı imalatçı; beyannamesinde tecil edilen KDV ile iade edilecek KDV'nin birlikte bulunması halinde, iade edilecek KDV'den ihracatçı tarafından iade edilen mala ait tecil edilen KDV miktarını tenzil etmek suretiyle iade miktarını hesaplayarak, kendisinden herhangi bir gecikme zammı talep edilmesine engel olacaktır. İmalatçının iade edilecek KDV’si çıkmamış, sadece tecil edilecek KDV olup vergi tecil edilmişse, tecil edilen vergi gecikme zamlı olarak imalatçı tarafından ödenecektir.
Malların bir kısmının yasal süresi içerisinde ihraç edilememesi halinde de işlemlerin ihracı gerçekleşmeyen teslimlerle sınırlı şekilde uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Öte yandan ihraç kaydıyla imalatçılardan alınan malların bir kısmının ihraç edilememesi ve ihraç edilemeyen bu malların imalatçılara iade edilmesi halinde, ihracatçılar, imalatçılara iade edilen mallara ait fatura düzenleyecekler ve bu faturada katma değer vergisini göstereceklerdir. Bu vergi, malın iade edildiği dönem beyannamesinde, hesaplanan vergi olarak beyan edilecektir.
Malı ihraç edecek firma tarafından malın imalatçıya iadesi ihraç kayıtlı teslimin yapıldığı vergilendirme döneminden sonra gerçekleştiği takdirde ihracatçı tarafından malın iade edildiği imalatçı adına fatura tanzim edilirken KDV hesaplanması, hesaplanan KDV’nin imalatçı tarafından ödenerek indirim konusu yapılması, ihracatçının da hesaplanan KDV olarak beyan etmesi gerekmektedir.
İhraç kayıtlı satıştan dolayı imalatçı; beyannamesinde tecil edilen KDV ile iade edilecek KDV'nin birlikte bulunması halinde, iade edilecek KDV'den ihracatçı tarafından iade edilen mala ait tecil edilen KDV miktarını tenzil etmek suretiyle iade miktarını hesaplayarak, kendisinden herhangi bir gecikme zammı talep edilmesine engel olacaktır. İmalatçının iade edilecek KDV’si çıkmamış, sadece tecil edilecek KDV olup vergi tecil edilmişse, tecil edilen vergi gecikme zamlı olarak imalatçı tarafından ödenecektir.
16 Nisan 2010 Cuma
BORÇ KULLANAN KURUMUN ZARAR ETMESİ DURUMUNDA ÖRTÜLÜ SERMAYE DÜZELTMESİ
Yazarlar:MustafaKOCAMESE*
Yazarlar:GürayBAL**
E-Yaklasım / Mart 2010 / Sayı: 207
Örtülü sermaye kapsamına giren borçlanmalar sebebiyle ödenen faizlerin düzeltilmesinde, borç kullanan istirakin ilgili hesap dönemi sonunda zarar etmesi ya da istirak kazancı istisnası olarak dikkate alınan tutardan daha düsük miktarda kâr elde etmesi hallerinin istisna uygulamasına etkisinin ne olacagı konusunda Mali İdare
tarafından çesitli muktezalar verilmistir.
Konu ile ilgili verilen bir muktezada([2]);
“Genel olarak, sirketlerin gelirlerinden faaliyetin devamı için yapılan Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre kabulü mümkün bütün özel ve genel giderler (amortismanlar ve karsılıklar dahil)indirildikten sonra kalan tutar safi kârı teskil eder ve bu kâr yine aynı Kanun maddelerine göre dagıtılır. Bu itibarla, elde etmis oldugunuz faiz gelirlerinin kâr payı olarak dikkate alınması Türk Ticaret Kanunu kapsamında bir kâr dagıtımı olarak degil, sadece vergisel yükümlülükler bakımından kâr dagıtımı olarak dikkate alınması gerekir. Bu nedenle zararlı durumlarda da örtülü sermaye faizi
ödenmesi durumu ile karsılasılabilir. Bu takdirde, ileride elde edilecek kazanca mahsuben yapılan bir dagıtım söz konusu olup, borç alan kurumun zarar etmesi veya kâr dagıtımı olarak dikkate aldıgınız faiz gelirinden daha az kâr elde etmesi istisna uygulamasına engel teskil etmeyecektir.”
denilmek suretiyle borç kullanan tarafın zarar etmesi durumunda da düzeltmenin yapılmasının mümkün oldugu belirtilmistir. Yine bir baska muktezada([3]) bu görüse paralel olarak;
“Örtülü sermaye üzerinden faiz ödenmesi, kâr payı dagıtımı hükmündedir. Genel anlamda kâr payı dagıtımı yapılabilmesi için, kurumun dönem sonuçlarının kârlılıkla kapanmıs olması veya geçmis dönemlerden gelen birikmis kârlarının bulunması gerekir. Burada sözü edilen kâr dagıtımı ise Türk Ticaret Kanunu bakımından kâr dagıtımı hükmünde bir islem olmayıp, sadece vergilendirme ile ilgili yükümlülükler bakımından kâr dagıtımı olarak dikkate alınmaktadır. Borç alan kurumun dönem sonuçlarının zararla sonuçlanması durumunda da ileride elde edilecek kazanca mahsuben yapılan bir
dagıtım söz konusudur. Bu nedenle, kurum zararda olsa dahi vergisel yükümlülükler açısından kurumun kâr dagıtımı yapmıs gibi degerlendirilmesi gerekir. Ancak, kâr dagıtımından söz edilebilmesi için gerek borç alan ve gerekse borç veren nezdinde, örtülü sermaye sartlarının gerçeklestigi hesap döneminin kapanmıs olması sarttır.
Buna göre; örtülü sermaye üzerinden Sirketinize ödenen faizlerin borç alan sirketçe geçici vergilendirme dönemlerinde kanunen kabul edilmeyen gider olarak dikkate alınıp vergi matrahına ilave edilmis olması halinde, söz konusu tutarın 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca istirak kazançları istisnası kapsamında degerlendirilmesi, 2006 yılı kurumlar vergisi beyannamesinin verilmis olması halinde de vergi dairesi müdürlügü nezdinde düzeltme talebinde bulunulması mümkündür.”
seklinde görüs verilmistir.
Benzer bir soruya Vergi Dünyası dergisinin Kasım 2009 sayısında verilen bir cevapta; örtülü sermaye kapsamında elde edilen faizlerin kar payı olarak yeniden tasnif edilmesi ve buna göre gerekli düzeltmelerin yapılmasının amacının mükerrer vergilemeyi önlemek oldugu belirtilerek, örtülü sermaye kullandıran nezdinde
yapılacak düzeltmede dikkate alınacak tutarın örtülü sermaye kullanan tarafın kazancı üzerinden hesaplanarak kesinlesen ve öden tutar oldugu ifade edilmistir. Buna göre borç kullanan tarafın zarar beyan etmesi sebebiyle ödenen herhangi bir vergi tutarı bulunmadıgından örtülü sermaye kullandıran tarafın bu asamada düzeltme
yapmasının yasal olarak mümkün olmadıgı yönünde görüs verilmistir.
Görüldügü üzere Mali İdarenin verdigi görüslerde örtülü sermaye kapsamında borç kullanan tarafın zarar etmesi veya örtülü sermaye faizinden düsük kar etmesi durumunda dahi örtülü sermaye düzeltmesinin yapılabilecegi belirtilmektedir. Ancak tersi yönde görüsler de mevcuttur. Kanaatimizce mükelleflerce bu sekilde bir uygulama yapılmadan önce konu hakkında görüs alınması yerinde olacaktır.
Yazarlar:GürayBAL**
E-Yaklasım / Mart 2010 / Sayı: 207
Örtülü sermaye kapsamına giren borçlanmalar sebebiyle ödenen faizlerin düzeltilmesinde, borç kullanan istirakin ilgili hesap dönemi sonunda zarar etmesi ya da istirak kazancı istisnası olarak dikkate alınan tutardan daha düsük miktarda kâr elde etmesi hallerinin istisna uygulamasına etkisinin ne olacagı konusunda Mali İdare
tarafından çesitli muktezalar verilmistir.
Konu ile ilgili verilen bir muktezada([2]);
“Genel olarak, sirketlerin gelirlerinden faaliyetin devamı için yapılan Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre kabulü mümkün bütün özel ve genel giderler (amortismanlar ve karsılıklar dahil)indirildikten sonra kalan tutar safi kârı teskil eder ve bu kâr yine aynı Kanun maddelerine göre dagıtılır. Bu itibarla, elde etmis oldugunuz faiz gelirlerinin kâr payı olarak dikkate alınması Türk Ticaret Kanunu kapsamında bir kâr dagıtımı olarak degil, sadece vergisel yükümlülükler bakımından kâr dagıtımı olarak dikkate alınması gerekir. Bu nedenle zararlı durumlarda da örtülü sermaye faizi
ödenmesi durumu ile karsılasılabilir. Bu takdirde, ileride elde edilecek kazanca mahsuben yapılan bir dagıtım söz konusu olup, borç alan kurumun zarar etmesi veya kâr dagıtımı olarak dikkate aldıgınız faiz gelirinden daha az kâr elde etmesi istisna uygulamasına engel teskil etmeyecektir.”
denilmek suretiyle borç kullanan tarafın zarar etmesi durumunda da düzeltmenin yapılmasının mümkün oldugu belirtilmistir. Yine bir baska muktezada([3]) bu görüse paralel olarak;
“Örtülü sermaye üzerinden faiz ödenmesi, kâr payı dagıtımı hükmündedir. Genel anlamda kâr payı dagıtımı yapılabilmesi için, kurumun dönem sonuçlarının kârlılıkla kapanmıs olması veya geçmis dönemlerden gelen birikmis kârlarının bulunması gerekir. Burada sözü edilen kâr dagıtımı ise Türk Ticaret Kanunu bakımından kâr dagıtımı hükmünde bir islem olmayıp, sadece vergilendirme ile ilgili yükümlülükler bakımından kâr dagıtımı olarak dikkate alınmaktadır. Borç alan kurumun dönem sonuçlarının zararla sonuçlanması durumunda da ileride elde edilecek kazanca mahsuben yapılan bir
dagıtım söz konusudur. Bu nedenle, kurum zararda olsa dahi vergisel yükümlülükler açısından kurumun kâr dagıtımı yapmıs gibi degerlendirilmesi gerekir. Ancak, kâr dagıtımından söz edilebilmesi için gerek borç alan ve gerekse borç veren nezdinde, örtülü sermaye sartlarının gerçeklestigi hesap döneminin kapanmıs olması sarttır.
Buna göre; örtülü sermaye üzerinden Sirketinize ödenen faizlerin borç alan sirketçe geçici vergilendirme dönemlerinde kanunen kabul edilmeyen gider olarak dikkate alınıp vergi matrahına ilave edilmis olması halinde, söz konusu tutarın 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca istirak kazançları istisnası kapsamında degerlendirilmesi, 2006 yılı kurumlar vergisi beyannamesinin verilmis olması halinde de vergi dairesi müdürlügü nezdinde düzeltme talebinde bulunulması mümkündür.”
seklinde görüs verilmistir.
Benzer bir soruya Vergi Dünyası dergisinin Kasım 2009 sayısında verilen bir cevapta; örtülü sermaye kapsamında elde edilen faizlerin kar payı olarak yeniden tasnif edilmesi ve buna göre gerekli düzeltmelerin yapılmasının amacının mükerrer vergilemeyi önlemek oldugu belirtilerek, örtülü sermaye kullandıran nezdinde
yapılacak düzeltmede dikkate alınacak tutarın örtülü sermaye kullanan tarafın kazancı üzerinden hesaplanarak kesinlesen ve öden tutar oldugu ifade edilmistir. Buna göre borç kullanan tarafın zarar beyan etmesi sebebiyle ödenen herhangi bir vergi tutarı bulunmadıgından örtülü sermaye kullandıran tarafın bu asamada düzeltme
yapmasının yasal olarak mümkün olmadıgı yönünde görüs verilmistir.
Görüldügü üzere Mali İdarenin verdigi görüslerde örtülü sermaye kapsamında borç kullanan tarafın zarar etmesi veya örtülü sermaye faizinden düsük kar etmesi durumunda dahi örtülü sermaye düzeltmesinin yapılabilecegi belirtilmektedir. Ancak tersi yönde görüsler de mevcuttur. Kanaatimizce mükelleflerce bu sekilde bir uygulama yapılmadan önce konu hakkında görüs alınması yerinde olacaktır.
17 Mart 2010 Çarşamba
VERGİ LEVHALARININ TASDİKİ
Yazan: Mustafa Kocameşe
Vergi Usul Kanunu’nun 5. Maddesinde vergi mahremiyetine ilişkin düzenlemeler içerisinde vergi levhasının işletmelerde asılması konusuna da yer verilmektedir. İlgili maddeye göre Gelir Vergisi mükellefleri (Kazancı basit usulde tespit edilenler dahil) ile sermaye şirketleri her yıl Mayıs ayının son gününe kadar vergi tarhına esas olan kazanç tutarları ile bunlara isabet eden vergi miktarlarını gösteren levhayı merkezlerine, şubelerine, satış mağazalarına iş sahipleri ile mükellefler tarafından kolayca okunup görünecek şekilde asmak zorundadırlar.
Vergi levhası nerelere tasdik ettirilir?
Vergi levhalarının tasdikli olarak asılması gerekmektedir. Tasdiki asıl olarak bağlı olunan vergi daireleri yapmakla birlikte iş yoğunlu sebebiyle daha sonra meslek mensuplarına da bu yetki verilmiştir. Vergi levhalarının tasdiki aşağıdaki kişilere yaptırılabilir.
- Bağlı olunan vergi dairelerine,
- Tam tasdik sözleşmesi yapılan YMM’lere,
- Defter tutmak ve beyanname vermek üzere sözleşme düzenlenen meslek mensuplarına.
Meslek mensupları kendi vergi levhalarını imzalayabilir mi?
Bu konuda açık bir düzenleme bulunmamakla birlikte Maliye Bakanlığı yayınlamış olduğu 23.02.2000 tarih ve B.07.0.GEL.0.28/2803-5-794/8551 sayılı muktezada meslek mensuplarının kendi vergi levhalarını da tasdik edebileceklerini belirtmiştir.
Vergi Usul Kanunu’nun 5. Maddesinde vergi mahremiyetine ilişkin düzenlemeler içerisinde vergi levhasının işletmelerde asılması konusuna da yer verilmektedir. İlgili maddeye göre Gelir Vergisi mükellefleri (Kazancı basit usulde tespit edilenler dahil) ile sermaye şirketleri her yıl Mayıs ayının son gününe kadar vergi tarhına esas olan kazanç tutarları ile bunlara isabet eden vergi miktarlarını gösteren levhayı merkezlerine, şubelerine, satış mağazalarına iş sahipleri ile mükellefler tarafından kolayca okunup görünecek şekilde asmak zorundadırlar.
Vergi levhası nerelere tasdik ettirilir?
Vergi levhalarının tasdikli olarak asılması gerekmektedir. Tasdiki asıl olarak bağlı olunan vergi daireleri yapmakla birlikte iş yoğunlu sebebiyle daha sonra meslek mensuplarına da bu yetki verilmiştir. Vergi levhalarının tasdiki aşağıdaki kişilere yaptırılabilir.
- Bağlı olunan vergi dairelerine,
- Tam tasdik sözleşmesi yapılan YMM’lere,
- Defter tutmak ve beyanname vermek üzere sözleşme düzenlenen meslek mensuplarına.
Meslek mensupları kendi vergi levhalarını imzalayabilir mi?
Bu konuda açık bir düzenleme bulunmamakla birlikte Maliye Bakanlığı yayınlamış olduğu 23.02.2000 tarih ve B.07.0.GEL.0.28/2803-5-794/8551 sayılı muktezada meslek mensuplarının kendi vergi levhalarını da tasdik edebileceklerini belirtmiştir.
Etiketler:
vergi levhalarının tasdiki
12 Mart 2010 Cuma
VERGİ DENETİMİNDE ETKİNLİK
Yazan: Mustafa Kocameşe
Vergi Denetiminde Etkinlik Sorunu
Maliye Bakanlığı'nın verilerine göre 2004 yılı sonu itibariyle faal gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin toplam sayısı 2.406.661’dir. Yapılan incelemelerin sayısı ise aynı dönem için 153.881’dir. Bu rakamlara göre incelenen mükelleflerin oranının %7’ye ulaştığı görülmektedir. Bir önceki dönemde ise bu oran %3 civarındadır.
Vergi denetiminde etkinliğin sağlanamamasının sebeplerinden bazıları şu şekilde belirtilebilir:
- Vergi denetim elemanlarının sayıca yetersiz olması: Denetim birimlerinde çalışan denetmenlerin nitelikleri yanında sayılarının da yeterli düzeyde olması vergi denetimlerinin beklenen amaçlara ulaşabilmesi açısından gereklidir.[1] Toplam mükelleflerin her yıl ortalama % 2-3 ‘ü incelenebilmektedir. İnceleme oranlarının bu şekilde olması vergi denetimlerinden beklenen etkinliğin sağlanmasını güçleştirmektedir.
- Performans değerlemesi yapılmaması: Periyodik dönemler itibariyle faaliyet sonuçları ve hedeflerin kamuoyu ile paylaşılmaması ve vergi inceleme elemanlarına performansa dayalı ödül-ceza sisteminin uygulanmayışı vergi denetiminde etkinliği ve verimliliği olumsuz etkilemektedir.[2]
- Vergi denetimlerini hızlandırıcı olanaklardan yeterince yararlanılmaması:
Ülkemizde yapılan vergi denetimlerinde; yapılan denetimlerin kısa sürede, etkin ve verimli bir şekilde sonuçlandırılmasını sağlayacak olanakların kullanıldığını söylemek güçtür. Yapılan incelemelerde incelenecek mükelleflerin seçimi genelde klasik yöntemlerle yapılmaktadır.[3] Vergi denetiminde daha etkili ve verimli olabilmek için çağdaş denetim teknikleri kullanılmalıdır. Ayrıca incelenecek mükelleflerin ve konuların seçilmesinde daha isabetli kararlara varabilmek için istatistiksel yöntemlerden ve analizlerden yararlanılmalıdır.
- Planlama koordinasyon ve işbölümü eksikliği: Ülkemizde vergi denetimleri denetim birimlerinin hazırladıkları yıllık planlara göre yapılmaktadır. Ancak bütün denetim kuruluşlarını kapsayan ülke çapında bir planlamaya gidilmediğinden koordinasyon sağlanamamakta ve denetimde etkin olunamamaktadır.[4]
- İncelenecek mükellef seçimi: Ülkemizde incelenecek mükelleflerin seçimi teknik ve ekonomik bazı ölçütlerin ağırlık taşıdığı sistematik ve mekanik bir işlem tarzından çok inceleme elemanlarının takdir ve değerlendirmelerine dayalı olarak yürütülmektedir. Halbuki gelişmiş ülkelerde incelenecek mükelleflerin seçimi için çeşitli yöntemlerden yararlanılmakta ve bilgi işlem teknolojisi azami ölçüde kullanılmaktadır. Bilgi işlem teknolojisi bütün beyannamelerin elektronik olarak revizyonunu mümkün kılmaktadır. Örneğin IRS ( Internal Revenue Service) hata ihtimali yüksek beyannameleri tespit eden özel bilgisayar programları kullanmaktadır.[5]
Toplumsal, ekonomik ve denetimle ilgili diğer hususlar veri kabul edildiğinde (inceleme elemanı sayısı v.b.) vergi denetiminde etkinliğin artması aşağıdaki unsurlara bağlı olacaktır:
- İncelenecek beyanların seçimindeki başarı oranı,
- İncelemeye alınan beyanlarda derinlemesine incelenecek hususların doğru bir şekilde tespit edilebilmesi,
- İnceleme elemanlarının zamanlarının etkin ve verimli bir şekilde kullanabilmeleri.
Bugün itibariyle gelişmiş ekonomilerde yapılan çalışmalar bu unsurlar üzerinde yoğunlaşmaktadır.[6]
Gelişmiş Ülkelerdeki Vergi Denetim Uygulamaları:
Bu gün itibariyle Amerika Birleşik Devletleri Vergi İdaresi IRS’in etkinliği herkes tarafından kabul edilmektedir. Bu sonucun elde edilmesinde toplumdaki kuralara uyma bilinci yanında kuraldışı hareketlerin ortaya çıkartılması ve cezasız bırakılmaması vardır.[7]
Amerika birleşik Devletleri’nde uygulanan vergi incelemelerinin en çarpıcı özelliği incelemelerin caydırıcılığının çok sayıda mükellef incelenerek yani genel inceleme oranını yüksek tutarak değil, incelenmesi gerektiği başarılı bir yöntemle tesbit edilen az sayıda mükellef incelenerek sağlanmasıdır. İnceleme oranı %1,34 gibi düşük bir düzeydedir ve vergi kaçırma oranı da yine düşük ve %3’tür. Bu düşük inceleme oranlarına rağmen vergi kaçırma oranı oldukça azdır. Vergi kaçırma ve denetleme oranlarının bu kadar düşük olmasına rağmen incelenen her yüz mükelleften 75’ine ceza salınmaktadır. Bu da bize incelenen %1,34’lük mükellef kitlesinin seçiminde ne kadar isabetli davranıldığını göstermektedir.[8]
Amerika birleşik Devletleri’nde vergi incelemelerinin önemli bir yönü de sektörler arası uzmanlaşmaya gidilmesidir. Sektörler arası uzmanlaşmanın hedefi özel piyasa kesimleri için yüksek derecede eğitimli inceleme elemanlarının yetiştirilmesidir. Böylece vergi incelemelerinde etkinlik ve mükelleflerin vergi uygulamalarını uyumu arttırılmış bulunmaktadır. İnceleme elemanları; mükelleflerin faaliyette bulunduğu gruplar, iş çeşidi veya teknik konuların muhtevasına göre belirli alanlarda uzmanlaşarak incelemelerini daha etkin bir şekilde yürütebilir hale gelmişlerdir.[9]Almanya’da ise incelenecek mükelleflerin seçilmesinde ön inceleme sonuçları ve istihbarat bilgileri kullanılmaktadır. Ayrıca işletmeler ciroları ve beyan ettikleri matrahlara göre beş sınıfa ayrılmıştır. Bu sınıflandırma da mükellef seçiminde önemlidir. Büyük işletmeler ve holdinglerin bütün dönemleri incelenmektedir. Küçük ve orta ölçekli işletmelerden hangilerinin inceleneceği ise ön revizyon sonucunda belirlenmektedir. Almanya’da temel inceleme stratejisi toplam vergi matrahı içerisindeki payı düşük olan çok sayıda mükellefi incelemek yerine, toplam vergi matrahının daha büyük bir bölümünü beyan eden az sayıda mükellefi incelemek esasına dayanmaktadır.[10]
Kaynaklar:
[1] TOPÇU H. İbrahim, Vergi Denetimi Beyan Dışı Ekonomi İlişkisi; İstanbul Örneği, M.Ü.S.B.E. Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, s.53
[2] TOPÇU H. İbrahim, Vergi Denetimi Beyan Dışı Ekonomi İlişkisi; İstanbul Örneği, M.Ü.S.B.E. Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, s.56
[3] TOPÇU H. İbrahim, Vergi Denetimi Beyan Dışı Ekonomi İlişkisi; İstanbul Örneği, M.Ü.S.B.E. Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, s.56
[4] ASLANOĞLU Suphi, Günümüz Vergi Anlayışında Denetimin Etkinliğini Sağlayan Bir Yöntem: Vergi Denetiminde Mali Analiz Tekniklerinin Kullanılması, M.Ü. SBE. Doktora Tezi, İstanbul, 2002, s.77
[5] YARAŞLI Osman, Türkiye’de Vergi Reformu, Maliye Bakanlığı Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı Yayınları Yayın no: 2005/367 , Ankara 2005, s. 254
[6] YALÇIN Hasan, Olasılık Tahminleri Üzerinde İleri Sürülen Benford Kanunu’nun Vergi Denetiminde Kullanımının İrdelenmesi, Bilim Raporu, H.U.K. 2000, s. 3
[7] YALÇIN Hasan, Olasılık Tahminleri Üzerinde İleri Sürülen Benford Kanunu’nun Vergi Denetiminde Kullanımının İrdelenmesi, Bilim Raporu, H.U.K. 2000, s.27
[8] YARAŞLI Osman, Türkiye’de Vergi Reformu, Maliye Bakanlığı Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı Yayınları Yayın no: 2005/367 , Ankara 2005, s. 254
[9] GÜL Zeynel Murat, Vergi İncelemelerinde Uzmanlaşmaya Gidilmesinde Amerika Birleşik Devletleri Örneği, Vergi Sorunları Dergisi Sayı 170, Kasım 2002, s.61-66
[10] YARAŞLI Osman, Türkiye’de Vergi Reformu, Maliye Bakanlığı Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı Yayınları Yayın no: 2005/367 , Ankara 2005, s. 255
Vergi Denetiminde Etkinlik Sorunu
Maliye Bakanlığı'nın verilerine göre 2004 yılı sonu itibariyle faal gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin toplam sayısı 2.406.661’dir. Yapılan incelemelerin sayısı ise aynı dönem için 153.881’dir. Bu rakamlara göre incelenen mükelleflerin oranının %7’ye ulaştığı görülmektedir. Bir önceki dönemde ise bu oran %3 civarındadır.
Vergi denetiminde etkinliğin sağlanamamasının sebeplerinden bazıları şu şekilde belirtilebilir:
- Vergi denetim elemanlarının sayıca yetersiz olması: Denetim birimlerinde çalışan denetmenlerin nitelikleri yanında sayılarının da yeterli düzeyde olması vergi denetimlerinin beklenen amaçlara ulaşabilmesi açısından gereklidir.[1] Toplam mükelleflerin her yıl ortalama % 2-3 ‘ü incelenebilmektedir. İnceleme oranlarının bu şekilde olması vergi denetimlerinden beklenen etkinliğin sağlanmasını güçleştirmektedir.
- Performans değerlemesi yapılmaması: Periyodik dönemler itibariyle faaliyet sonuçları ve hedeflerin kamuoyu ile paylaşılmaması ve vergi inceleme elemanlarına performansa dayalı ödül-ceza sisteminin uygulanmayışı vergi denetiminde etkinliği ve verimliliği olumsuz etkilemektedir.[2]
- Vergi denetimlerini hızlandırıcı olanaklardan yeterince yararlanılmaması:
Ülkemizde yapılan vergi denetimlerinde; yapılan denetimlerin kısa sürede, etkin ve verimli bir şekilde sonuçlandırılmasını sağlayacak olanakların kullanıldığını söylemek güçtür. Yapılan incelemelerde incelenecek mükelleflerin seçimi genelde klasik yöntemlerle yapılmaktadır.[3] Vergi denetiminde daha etkili ve verimli olabilmek için çağdaş denetim teknikleri kullanılmalıdır. Ayrıca incelenecek mükelleflerin ve konuların seçilmesinde daha isabetli kararlara varabilmek için istatistiksel yöntemlerden ve analizlerden yararlanılmalıdır.
- Planlama koordinasyon ve işbölümü eksikliği: Ülkemizde vergi denetimleri denetim birimlerinin hazırladıkları yıllık planlara göre yapılmaktadır. Ancak bütün denetim kuruluşlarını kapsayan ülke çapında bir planlamaya gidilmediğinden koordinasyon sağlanamamakta ve denetimde etkin olunamamaktadır.[4]
- İncelenecek mükellef seçimi: Ülkemizde incelenecek mükelleflerin seçimi teknik ve ekonomik bazı ölçütlerin ağırlık taşıdığı sistematik ve mekanik bir işlem tarzından çok inceleme elemanlarının takdir ve değerlendirmelerine dayalı olarak yürütülmektedir. Halbuki gelişmiş ülkelerde incelenecek mükelleflerin seçimi için çeşitli yöntemlerden yararlanılmakta ve bilgi işlem teknolojisi azami ölçüde kullanılmaktadır. Bilgi işlem teknolojisi bütün beyannamelerin elektronik olarak revizyonunu mümkün kılmaktadır. Örneğin IRS ( Internal Revenue Service) hata ihtimali yüksek beyannameleri tespit eden özel bilgisayar programları kullanmaktadır.[5]
Toplumsal, ekonomik ve denetimle ilgili diğer hususlar veri kabul edildiğinde (inceleme elemanı sayısı v.b.) vergi denetiminde etkinliğin artması aşağıdaki unsurlara bağlı olacaktır:
- İncelenecek beyanların seçimindeki başarı oranı,
- İncelemeye alınan beyanlarda derinlemesine incelenecek hususların doğru bir şekilde tespit edilebilmesi,
- İnceleme elemanlarının zamanlarının etkin ve verimli bir şekilde kullanabilmeleri.
Bugün itibariyle gelişmiş ekonomilerde yapılan çalışmalar bu unsurlar üzerinde yoğunlaşmaktadır.[6]
Gelişmiş Ülkelerdeki Vergi Denetim Uygulamaları:
Bu gün itibariyle Amerika Birleşik Devletleri Vergi İdaresi IRS’in etkinliği herkes tarafından kabul edilmektedir. Bu sonucun elde edilmesinde toplumdaki kuralara uyma bilinci yanında kuraldışı hareketlerin ortaya çıkartılması ve cezasız bırakılmaması vardır.[7]
Amerika birleşik Devletleri’nde uygulanan vergi incelemelerinin en çarpıcı özelliği incelemelerin caydırıcılığının çok sayıda mükellef incelenerek yani genel inceleme oranını yüksek tutarak değil, incelenmesi gerektiği başarılı bir yöntemle tesbit edilen az sayıda mükellef incelenerek sağlanmasıdır. İnceleme oranı %1,34 gibi düşük bir düzeydedir ve vergi kaçırma oranı da yine düşük ve %3’tür. Bu düşük inceleme oranlarına rağmen vergi kaçırma oranı oldukça azdır. Vergi kaçırma ve denetleme oranlarının bu kadar düşük olmasına rağmen incelenen her yüz mükelleften 75’ine ceza salınmaktadır. Bu da bize incelenen %1,34’lük mükellef kitlesinin seçiminde ne kadar isabetli davranıldığını göstermektedir.[8]
Amerika birleşik Devletleri’nde vergi incelemelerinin önemli bir yönü de sektörler arası uzmanlaşmaya gidilmesidir. Sektörler arası uzmanlaşmanın hedefi özel piyasa kesimleri için yüksek derecede eğitimli inceleme elemanlarının yetiştirilmesidir. Böylece vergi incelemelerinde etkinlik ve mükelleflerin vergi uygulamalarını uyumu arttırılmış bulunmaktadır. İnceleme elemanları; mükelleflerin faaliyette bulunduğu gruplar, iş çeşidi veya teknik konuların muhtevasına göre belirli alanlarda uzmanlaşarak incelemelerini daha etkin bir şekilde yürütebilir hale gelmişlerdir.[9]Almanya’da ise incelenecek mükelleflerin seçilmesinde ön inceleme sonuçları ve istihbarat bilgileri kullanılmaktadır. Ayrıca işletmeler ciroları ve beyan ettikleri matrahlara göre beş sınıfa ayrılmıştır. Bu sınıflandırma da mükellef seçiminde önemlidir. Büyük işletmeler ve holdinglerin bütün dönemleri incelenmektedir. Küçük ve orta ölçekli işletmelerden hangilerinin inceleneceği ise ön revizyon sonucunda belirlenmektedir. Almanya’da temel inceleme stratejisi toplam vergi matrahı içerisindeki payı düşük olan çok sayıda mükellefi incelemek yerine, toplam vergi matrahının daha büyük bir bölümünü beyan eden az sayıda mükellefi incelemek esasına dayanmaktadır.[10]
Kaynaklar:
[1] TOPÇU H. İbrahim, Vergi Denetimi Beyan Dışı Ekonomi İlişkisi; İstanbul Örneği, M.Ü.S.B.E. Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, s.53
[2] TOPÇU H. İbrahim, Vergi Denetimi Beyan Dışı Ekonomi İlişkisi; İstanbul Örneği, M.Ü.S.B.E. Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, s.56
[3] TOPÇU H. İbrahim, Vergi Denetimi Beyan Dışı Ekonomi İlişkisi; İstanbul Örneği, M.Ü.S.B.E. Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, s.56
[4] ASLANOĞLU Suphi, Günümüz Vergi Anlayışında Denetimin Etkinliğini Sağlayan Bir Yöntem: Vergi Denetiminde Mali Analiz Tekniklerinin Kullanılması, M.Ü. SBE. Doktora Tezi, İstanbul, 2002, s.77
[5] YARAŞLI Osman, Türkiye’de Vergi Reformu, Maliye Bakanlığı Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı Yayınları Yayın no: 2005/367 , Ankara 2005, s. 254
[6] YALÇIN Hasan, Olasılık Tahminleri Üzerinde İleri Sürülen Benford Kanunu’nun Vergi Denetiminde Kullanımının İrdelenmesi, Bilim Raporu, H.U.K. 2000, s. 3
[7] YALÇIN Hasan, Olasılık Tahminleri Üzerinde İleri Sürülen Benford Kanunu’nun Vergi Denetiminde Kullanımının İrdelenmesi, Bilim Raporu, H.U.K. 2000, s.27
[8] YARAŞLI Osman, Türkiye’de Vergi Reformu, Maliye Bakanlığı Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı Yayınları Yayın no: 2005/367 , Ankara 2005, s. 254
[9] GÜL Zeynel Murat, Vergi İncelemelerinde Uzmanlaşmaya Gidilmesinde Amerika Birleşik Devletleri Örneği, Vergi Sorunları Dergisi Sayı 170, Kasım 2002, s.61-66
[10] YARAŞLI Osman, Türkiye’de Vergi Reformu, Maliye Bakanlığı Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı Yayınları Yayın no: 2005/367 , Ankara 2005, s. 255
4 Şubat 2010 Perşembe
B FORMLARIYLA İLGİLİ YENİ TEBLİĞ YAYIMLANDI
396 SIra Nolu VUK Genel Tebliği ile 2010 yılında verilecek B formlarıyle ilgili yeni düzenlemeler yapıldı. Bilindiği gibi daha önce 362 Nolu Tebliğle B formlarının yıllık değil aylık olarak verilmesi uygulamasına geçilmişti. Yeni tebliğde formların verilme süresi sonraki ayın son günü olarak belirleniyor. Bu da uygulamada KDV beyannamesinin verilmesini takiben B formlarının da hazırlanması gerektiği anlamına geliyor. 396 Nolu Tebliğin tam metni şu şekilde:
Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği
(Sıra No: 396)
Bilindiği üzere, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun[1] 148, 149 ve Mükerrer 257 nci maddelerinin Bakanlığımıza verdiği yetkiye dayanılarak, 350[2] Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğiyle, bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerin belirli bir haddi aşan mal ve hizmet alımlarını "Mal ve Hizmet Alımlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Ba)" ile; mal ve hizmet satışlarını ise "Mal ve Hizmet Satışlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Bs)" ile bildirmeleri yükümlülüğü getirilmiş, 362[3] ve 381[4] Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğleriyle de bu yükümlülüğe ilişkin açıklamalar yapılmıştı.
Söz konusu yükümlülüğün 2010 yılı ve müteakip yılların aylık dönemlerinde yerine getirilmesinde uygulanacak usul ve esaslar ile bildirim hadleri bu Tebliğin konusunu oluşturmaktadır.
1- KAPSAM
Yükümlülük Kapsamındaki Mükellefler
Bilindiği üzere, belirli bir haddi aşan mal ve hizmet alımlarını "Mal ve Hizmet Alımlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Ba)" ile; mal ve hizmet satışlarını ise "Mal ve Hizmet Satışlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Bs)" ile bildirme yükümlülüğü, bilanço esasına göre defter tutan mükellefleri kapsamaktadır.
1.1.1. Bilanço esasına göre defter tutmakta iken, işletme hesabı esasına geçen mükellefler, işletme hesabına geçtikleri hesap döneminden itibaren bildirimde bulunmayacaklardır.
Buna karşın, işletme hesabına göre defter tutmakta iken, bilanço esasına geçen mükelleflerin, bilanço esasına geçtikleri hesap döneminden itibaren bildirim formu verme zorunlulukları bulunmaktadır.
1.1.2. Kurumlar vergisinden muaf olan mükellefler, muafiyetten yararlandıkları hesap döneminden itibaren Ba-Bs bildirim formu vermeyeceklerdir.
1.1.3. Serbest bölgelerde faaliyet gösteren mükelleflerin de Ba-Bs bildirimi verme yükümlülüğü bulunmaktadır. Söz konusu bildirimler, bu mükelleflerin kanuni merkezleri tarafından, merkez ve şube bilgileri birleştirilerek verilecektir. Ancak, kanuni ve iş merkezi yurt dışında olup, münhasıran serbest bölgede şubesi veya temsilciliği bulunan mükellefler, bildirim formlarında merkez bilgilerini dikkate almaksızın yalnızca serbest bölgede faaliyette bulunan şubelerinin mal ve/veya hizmet alış/satışlarını bildireceklerdir.
1.1.4. Kollektif şirketler ve bilanço esasına göre defter tutan adi ortaklıkların Ba-Bs bildirim formları ortaklık veya şirket adına bunların vergi kimlik numaraları kullanılarak verilecektir. Ortaklık veya şirket adına verilmesi gereken bildirimlerin ortaklardan herhangi birinin vergi kimlik numarası kullanılarak verilmesi halinde bildirim formları hiç verilmemiş kabul edilecektir.
1.1.5. Birden fazla şubesi bulunan mükelleflerin bildirim formlarının merkez tarafından şube ve merkez bilgileri birleştirmek suretiyle verilmesi gerekmektedir.
1.1.6. Diğer taraftan, 362 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile noterlere yönelik olarak getirilmiş bulunan bildirim yükümlülüğü, 2010 yılından itibaren kaldırılmıştır.
1.2. Bildirime Konu Alış/Satışlar Ve Hadler
1.2.1. Bildirim mecburiyeti bulunan mükelleflerce, belirlenen hadler çerçevesinde yapılan her türlü mal ve/veya hizmet alış ve satışları, bunlara ilişkin belgenin türüne (Fatura, irsaliyeli fatura, serbest meslek makbuzu, müstahsil makbuzu, gider pusulası, akaryakıt pompalarına bağlı ödeme kaydedici cihaz fişi, sigorta komisyon gider belgesi ve yolcu bileti gibi) bakılmaksızın Ba-Bs bildirim formlarına dahil edilecektir.
1.2.2. Mükelleflerin 2010 yılı ve müteakip yılların aylık dönemlerine ilişkin mal ve/veya hizmet alışları ile mal ve/veya hizmet satışlarına uygulanacak had 5.000 TL olarak yeniden belirlenmiştir. Buna göre, bir kişi veya kurumdan katma değer vergisi hariç 5.000 TL ve üzerindeki mal ve/veya hizmet alışları, "Mal ve Hizmet Alımlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Ba)" ile; bir kişi veya kuruma katma değer vergisi hariç 5.000 TL ve üzerindeki mal ve/veya hizmet satışları ise "Mal ve Hizmet Satışlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Bs)" nun Tablo II alanında bildirilecektir.
Söz konusu hadlerin uygulanmasında, özel matrah şekline tabi mal ve/veya hizmet alış/satışlarında katma değer vergisi, özel tüketim vergisine tabi işlemlerde ise özel tüketim vergisi dahil tutarlar dikkate alınacaktır.
Belgelerde gelir vergisi tevkifatına da yer verilen hallerde tevkifattan önceki brüt tutarlar dikkate alınacaktır.
Belirlenen hadlerin altında kalan alış ve satış bedellerinin bildirildiği, "Diğer Mal ve Hizmet Bedeli Toplamı" (Tablo III) bölümü Ba-Bs bildirim formlarından çıkartılmıştır.
1.2.3. Herhangi bir mal ve hizmet alış veya satışına bağlı olarak, ödemenin gecikmesi ve döviz kurlarının değişmesi suretiyle ortaya çıkan ve fatura düzenlenmek suretiyle alıcıya/satıcıya yansıtılan vade veya kur farkı gelirleri/giderleri de haddi aşması halinde bildirimlere dahil edilecektir.
1.2.4. Bir kişi veya kurumdan yapılan alışların kısmen veya tamamen iade edilmesi durumunda, bu iadeler söz konusu kişi ve kuruma yapılan satış olarak dikkate alınacaktır.
Aynı şekilde, bir kişi veya kuruma yapılan satışlardan bir kısmının veya tamamının iade alınması durumunda, bu iadeler söz konusu kişi ve kurumdan yapılan alış olarak dikkate alınacaktır.
1.2.5. Bankalar, Katılım Bankaları, Aracı Kurumlar, Portföy Yönetim Şirketleri, Menkul Kıymet Yatırım Fon ve Ortaklıkları, Reasürans Şirketleri, Emeklilik Şirketleri, Sigorta Şirketleri ve Acenteleri yapmış oldukları işlemleri belirli periyotlarla Bakanlığımıza bildirdiklerinden, hizmet ve satış işlemlerinde düzenledikleri dekont ve poliçe bilgilerini Form Bs ile bildirmelerine gerek bulunmamaktadır.
Aynı şekilde, bu kurumların kendi aralarındaki işlemler sebebiyle düzenledikleri dekontların karşı tarafça Form Ba ile bildirilmesine de gerek bulunmamaktadır.
Ancak bu kurumlar, diğer belgelere dayalı olarak yaptıkları mal ve hizmet alım/satımlarını genel esaslar çerçevesinde Ba-Bs formları ile bildirmek zorundadırlar.
1.2.6. Döviz alış-satışı yapan mükellefler ile yetkili müessese izin belgeli ve altın borsasına üye olup kıymetli maden alış-satışı ile uğraşan mükellefler belirli miktarın üzerindeki alış-satış bilgilerini Bakanlığımıza bildirmek zorunda olduklarından, bu işlemlerini ayrıca Ba ve Bs bildirim formlarıyla bildirmelerine gerek bulunmamaktadır.
Ancak, bu kurumlar, diğer belgelere dayalı olarak yaptıkları mal ve hizmet alım/satımlarını genel esaslar çerçevesinde Ba-Bs formları ile bildirmek zorundadırlar.
Diğer taraftan, bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerin, döviz büroları ve yetkili diğer kuruluşlardan yapmış oldukları döviz alış-satışlarını Ba ve Bs bildirim formlarına dahil etmelerine gerek bulunmamaktadır.
1.2.7. Sigorta şirketleri tarafından yapılan tazminat ödemeleri fatura ile belgelendirilen bir mal veya hizmet alımına dayanıyor ise, bu alımların genel esaslar çerçevesinde katma değer vergisi hariç tutarlarıyla Ba bildirim formuna dahil edilmesi gerekmektedir.
2- BİLDİRİMLERİN DÖNEMİ VE VERİLME SÜRESİ
2.1. Dönemi
Yükümlülük kapsamındaki mükelleflerin mal ve/veya hizmet alış/satışlarının aylık dönemler itibariyle bildirilmesi gerekmektedir.
Mal ve/veya hizmet alış/satışlarının bildirilecekleri aylık dönemler, bunlara ilişkin belgelerin düzenlenme tarihi dikkate alınarak belirlenir.
2.2. Verilme Süresi
2.2.1. Mükellefler söz konusu bildirim formlarını, aylık dönemler halinde düzenlemek ve takip eden ayın birinci gününden itibaren son günü akşamı saat 24:00'e kadar sistem üzerinden onaylamak suretiyle göndermekle yükümlüdürler.
2.2.2. Mükellefiyetin terki halinde bildirim formları, işin bırakıldığı tarihi izleyen ayın son günü akşamına kadar verilmek zorundadır. Bu bildirimler, kullanıcı kodu, parola ve şifre almış mükelleflerce veya 3568 sayılı Kanuna istinaden yetki almış meslek mensuplarınca verilecektir.
2.2.3. Bildirim verme zorunluluğu bulunan mükellefin ölümü halinde, bildirim formlarını verme sürelerine, Vergi Usul Kanununun 16 ncı maddesi hükmü uyarınca üç ay eklenir.
2.2.4. Tasfiyesi devam eden mükellefler bildirim formlarını, tasfiye süresince aylık dönemler halinde vereceklerdir. Tasfiyenin başladığı aya ait bildirim formları ise tasfiye öncesi ve sonrası ayrımı yapılmaksızın düzenlenecektir.
Diğer taraftan, tasfiye sonunda bildirimler tasfiye kararının tescil edildiği tarihi izleyen ayın son günü akşamına kadar tasfiye memuru veya 3568 sayılı Kanuna istinaden yetki almış meslek mensupları tarafından verilecektir.
2.2.5. 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun[5];
- 18 inci maddesi uyarınca gerçekleştirilen birleşmelerde, münfesih kurumun birleşmenin gerçekleştiği döneme ilişkin bildirimleri bunlar adına, birleşilen kurum veya 3568 sayılı Kanununa istinaden yetki almış meslek mensupları tarafından,
- 19 uncu maddesi uyarınca yapılan devirlerde, münfesih kurumun devrin gerçekleştiği döneme ilişkin bildirimleri bunlar adına, devir alan kurum veya 3568 sayılı Kanununa istinaden yetki almış meslek mensupları tarafından,
- 19 uncu maddesi uyarınca gerçekleştirilen tam bölünmelerde, münfesih kurumun bölünmenin gerçekleştiği döneme ilişkin bildirimleri bunlar adına, münfesih kurumun varlıklarını devralan kurumlardan müteselsil sorumluluk kapsamında herhangi biri veya 3568 sayılı Kanununa istinaden yetki almış meslek mensupları tarafından,
takip eden ayın son günü akşamına kadar verilmesi gerekmektedir.
3- BİLDİRİMLERİN VERİLME ŞEKLİ VE DOLDURULMASI
3.1. Bildirimlerin Elektronik Ortamda Verilme Zorunluluğu
3.1.1 Bilanço esasına göre defter tutan ve 376 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğine[6] göre beyannamesini elektronik ortamda vermek zorunda olan mükellefler, Ba ve Bs bildirim formlarını da elektronik ortamda https://e-beyanname.mb-ggm.gov.tr/ adresinden vermek zorundadırlar.
3.1.2. Bildirim formlarını elektronik ortamda veren mükelleflerin kağıt ortamında (elden veya posta ile) verdikleri bildirim formları hiçbir şekilde kabul edilmeyecektir.
3.1.3. Bildirimlerin elektronik ortamda verilmiş sayılabilmesi için sistem üzerinde onaylama işleminin yapılması şarttır. Onaylama işlemi en geç, bildirimlerin verilmesi gereken sürenin son günü saat 24:00'ten önce tamamlanmalıdır.
3.1.4. Vergi dairesi değişen mükellefler, bildirim formlarını en son bağlı oldukları vergi dairesine göndereceklerdir.
3.1.5. Elektronik ortamdaki bildirim formları;
- Kullanıcı kodu, parola ve şifre almış mükelleflerce gönderiliyorsa; formu düzenleyen kısmına mükellefe ilişkin bilgiler, formdaki yeminli mali müşavir kısmına ise, varsa yeminli mali müşavirlere ilişkin bilgiler yazılacaktır.
- Yeminli mali müşavirce gönderiliyorsa; formu gönderen bölümünde yeminli mali müşavirin bilgileri yer alacaktır. Formu düzenleyen bölümüne varsa serbest muhasebeci/ serbest muhasebeci mali müşavire ait bilgiler, yoksa mükellefe ait bilgiler yazılacaktır.
- Serbest muhasebeci/ serbest muhasebeci mali müşavir tarafından gönderiliyorsa; formu gönderen ve düzenleyen bölümlerine serbest muhasebeci, serbest muhasebeci mali müşavirin bilgileri yazılacaktır. Mükellefin yeminli mali müşaviri varsa yeminli mali müşavir bölümü de doldurulacaktır.
3.2. Bildirimlerin Doldurulmasında Uyulacak Esaslar
3.2.1. Bildirimlerdeki alış/satış bedelleri, Türk Lirası (TL) olarak doldurulacak ve kuruş bilgileri gösterilmeyecektir.
Bir kişi veya kurumdan yapılan alış ve/veya satışlarda birden fazla belge olması halinde kuruş ihmali belge bazında değil, belgelerin toplam tutarı üzerinden yapılacaktır.
Diğer taraftan, birden fazla sayfadan oluşan (nakli yekûnlu) faturalar tek fatura olarak kabul edilecektir.
3.2.2. İthalat işlemlerinin form Ba ile bildirilmesinde Gümrük Beyannamesi giriş tarihi, ihracat işlemlerinin form Bs ile bildirilmesinde ise, fiili ihracatın gerçekleştiği tarih dikkate alınacaktır.
Ayrıca serbest bölgelerde faaliyette bulunan mükelleflerin yurt içine yaptıkları satış işlemlerinin form Bs ile bildirilmesinde serbest bölge işlem formu tarihi ve tutarı dikkate alınacaktır.
Bildirim formlarında alıcı veya satıcının vergi kimlik numarası, ithalat işlemlerinde "1111111111", ihracat işlemlerinde ise "2222222222" olarak kodlanacaktır.
3.2.3. Bir kişi veya kurumun birden fazla şubesinden yapılan mal ve/veya hizmet alımları, muhasebe sistemi gereği ayrı ayrı takip edilse bile, birleştirilerek Ba bildirim formunda tek satır olarak gösterilecektir.
Aynı şekilde, bir kişi veya kurumun birden fazla şubesine yapılan mal ve/veya hizmet satışları da birleştirilerek, Bs bildirim formunda tek satır olarak gösterilecektir.
3.2.4. Bildirim verme yükümlülüğü bulunan, ancak tüm alış ve satışları belirtilen haddin altında kalan mükellefler, söz konusu formları Tablo II dışındaki tüm bilgileri doldurmak suretiyle vermek zorundadırlar.
3.2.5. Ba ve Bs bildirim formlarının Tablo II bölümlerinin doldurulması sırasında kullanılacak "ülke kodu" bilgileri Tebliğ ekinde yer almaktadır. (Ek:3)
4- CEZAİ UYGULAMA
4.1. Bildirimlerin Süresinde veya Tam Olarak Verilmemesi
Bildirim formlarını bu Tebliğde belirlenen süreler içinde vermeyen, eksik veya yanıltıcı bildirimde bulunan mükellefler hakkında 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 355 inci maddesi hükmü uyarınca cezai işlem uygulanacaktır. Söz konusu cezai işlemin uygulanmasında, Ba ve Bs bildirim formları tek bir form olarak değerlendirilecek ve tek özel usulsüzlük cezası kesilecektir.
4.2. Bildirimlerin Düzeltilmesi
4.2.1. Mükellefler elektronik ortamda gönderip onayladıktan sonra, bildirimlerinde hata veya eksiklik bulunduğunu tespit etmeleri halinde, bunları yeniden düzenleyerek göndermek suretiyle düzeltme yapabilirler.
Ba ve Bs bildirim formlarından herhangi birinde hata yapıldığının belirlenmesi halinde, sadece hata yapılan bildirim formunun düzeltilerek gönderilmesi gerekmektedir.
4.2.2. Düzeltme işlemlerinde, hatalı veya eksik olarak düzenlenmiş bulunan bildirim formları tamamen iptal edilmekte ve düzeltmeleri içerecek şekilde düzenlenerek verilen bildirim formu geçerli kabul edilmektedir. Dolayısıyla, düzeltme amacıyla düzenlenen bildirim formlarının, daha önce bildirimde bulunulmamış gibi tüm alış-satış bilgilerini içerecek şekilde doldurulması gerekmektedir.
4.2.3. Bildirimlerin verilme süresi içerisinde yapılan düzeltmelerde herhangi bir ceza uygulanmayacak olup, bu süre geçtikten sonra yapılan düzeltmelerde ise, düzeltilen her bir form için ayrı ayrı olmak üzere Vergi Usul Kanununun mükerrer 355 inci maddesi hükmü uyarınca işlem yapılacaktır.
5- YÜRÜRLÜK TARİHİ
Bu Tebliğde belirtilen usul ve esaslar, Ocak 2010 dönemi ve sonraki aylık dönemlere ilişkin olarak verilecek bildirimler için uygulanacaktır.
Tebliğ olunur.
Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği
(Sıra No: 396)
Bilindiği üzere, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun[1] 148, 149 ve Mükerrer 257 nci maddelerinin Bakanlığımıza verdiği yetkiye dayanılarak, 350[2] Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğiyle, bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerin belirli bir haddi aşan mal ve hizmet alımlarını "Mal ve Hizmet Alımlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Ba)" ile; mal ve hizmet satışlarını ise "Mal ve Hizmet Satışlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Bs)" ile bildirmeleri yükümlülüğü getirilmiş, 362[3] ve 381[4] Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğleriyle de bu yükümlülüğe ilişkin açıklamalar yapılmıştı.
Söz konusu yükümlülüğün 2010 yılı ve müteakip yılların aylık dönemlerinde yerine getirilmesinde uygulanacak usul ve esaslar ile bildirim hadleri bu Tebliğin konusunu oluşturmaktadır.
1- KAPSAM
Yükümlülük Kapsamındaki Mükellefler
Bilindiği üzere, belirli bir haddi aşan mal ve hizmet alımlarını "Mal ve Hizmet Alımlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Ba)" ile; mal ve hizmet satışlarını ise "Mal ve Hizmet Satışlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Bs)" ile bildirme yükümlülüğü, bilanço esasına göre defter tutan mükellefleri kapsamaktadır.
1.1.1. Bilanço esasına göre defter tutmakta iken, işletme hesabı esasına geçen mükellefler, işletme hesabına geçtikleri hesap döneminden itibaren bildirimde bulunmayacaklardır.
Buna karşın, işletme hesabına göre defter tutmakta iken, bilanço esasına geçen mükelleflerin, bilanço esasına geçtikleri hesap döneminden itibaren bildirim formu verme zorunlulukları bulunmaktadır.
1.1.2. Kurumlar vergisinden muaf olan mükellefler, muafiyetten yararlandıkları hesap döneminden itibaren Ba-Bs bildirim formu vermeyeceklerdir.
1.1.3. Serbest bölgelerde faaliyet gösteren mükelleflerin de Ba-Bs bildirimi verme yükümlülüğü bulunmaktadır. Söz konusu bildirimler, bu mükelleflerin kanuni merkezleri tarafından, merkez ve şube bilgileri birleştirilerek verilecektir. Ancak, kanuni ve iş merkezi yurt dışında olup, münhasıran serbest bölgede şubesi veya temsilciliği bulunan mükellefler, bildirim formlarında merkez bilgilerini dikkate almaksızın yalnızca serbest bölgede faaliyette bulunan şubelerinin mal ve/veya hizmet alış/satışlarını bildireceklerdir.
1.1.4. Kollektif şirketler ve bilanço esasına göre defter tutan adi ortaklıkların Ba-Bs bildirim formları ortaklık veya şirket adına bunların vergi kimlik numaraları kullanılarak verilecektir. Ortaklık veya şirket adına verilmesi gereken bildirimlerin ortaklardan herhangi birinin vergi kimlik numarası kullanılarak verilmesi halinde bildirim formları hiç verilmemiş kabul edilecektir.
1.1.5. Birden fazla şubesi bulunan mükelleflerin bildirim formlarının merkez tarafından şube ve merkez bilgileri birleştirmek suretiyle verilmesi gerekmektedir.
1.1.6. Diğer taraftan, 362 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile noterlere yönelik olarak getirilmiş bulunan bildirim yükümlülüğü, 2010 yılından itibaren kaldırılmıştır.
1.2. Bildirime Konu Alış/Satışlar Ve Hadler
1.2.1. Bildirim mecburiyeti bulunan mükelleflerce, belirlenen hadler çerçevesinde yapılan her türlü mal ve/veya hizmet alış ve satışları, bunlara ilişkin belgenin türüne (Fatura, irsaliyeli fatura, serbest meslek makbuzu, müstahsil makbuzu, gider pusulası, akaryakıt pompalarına bağlı ödeme kaydedici cihaz fişi, sigorta komisyon gider belgesi ve yolcu bileti gibi) bakılmaksızın Ba-Bs bildirim formlarına dahil edilecektir.
1.2.2. Mükelleflerin 2010 yılı ve müteakip yılların aylık dönemlerine ilişkin mal ve/veya hizmet alışları ile mal ve/veya hizmet satışlarına uygulanacak had 5.000 TL olarak yeniden belirlenmiştir. Buna göre, bir kişi veya kurumdan katma değer vergisi hariç 5.000 TL ve üzerindeki mal ve/veya hizmet alışları, "Mal ve Hizmet Alımlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Ba)" ile; bir kişi veya kuruma katma değer vergisi hariç 5.000 TL ve üzerindeki mal ve/veya hizmet satışları ise "Mal ve Hizmet Satışlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Bs)" nun Tablo II alanında bildirilecektir.
Söz konusu hadlerin uygulanmasında, özel matrah şekline tabi mal ve/veya hizmet alış/satışlarında katma değer vergisi, özel tüketim vergisine tabi işlemlerde ise özel tüketim vergisi dahil tutarlar dikkate alınacaktır.
Belgelerde gelir vergisi tevkifatına da yer verilen hallerde tevkifattan önceki brüt tutarlar dikkate alınacaktır.
Belirlenen hadlerin altında kalan alış ve satış bedellerinin bildirildiği, "Diğer Mal ve Hizmet Bedeli Toplamı" (Tablo III) bölümü Ba-Bs bildirim formlarından çıkartılmıştır.
1.2.3. Herhangi bir mal ve hizmet alış veya satışına bağlı olarak, ödemenin gecikmesi ve döviz kurlarının değişmesi suretiyle ortaya çıkan ve fatura düzenlenmek suretiyle alıcıya/satıcıya yansıtılan vade veya kur farkı gelirleri/giderleri de haddi aşması halinde bildirimlere dahil edilecektir.
1.2.4. Bir kişi veya kurumdan yapılan alışların kısmen veya tamamen iade edilmesi durumunda, bu iadeler söz konusu kişi ve kuruma yapılan satış olarak dikkate alınacaktır.
Aynı şekilde, bir kişi veya kuruma yapılan satışlardan bir kısmının veya tamamının iade alınması durumunda, bu iadeler söz konusu kişi ve kurumdan yapılan alış olarak dikkate alınacaktır.
1.2.5. Bankalar, Katılım Bankaları, Aracı Kurumlar, Portföy Yönetim Şirketleri, Menkul Kıymet Yatırım Fon ve Ortaklıkları, Reasürans Şirketleri, Emeklilik Şirketleri, Sigorta Şirketleri ve Acenteleri yapmış oldukları işlemleri belirli periyotlarla Bakanlığımıza bildirdiklerinden, hizmet ve satış işlemlerinde düzenledikleri dekont ve poliçe bilgilerini Form Bs ile bildirmelerine gerek bulunmamaktadır.
Aynı şekilde, bu kurumların kendi aralarındaki işlemler sebebiyle düzenledikleri dekontların karşı tarafça Form Ba ile bildirilmesine de gerek bulunmamaktadır.
Ancak bu kurumlar, diğer belgelere dayalı olarak yaptıkları mal ve hizmet alım/satımlarını genel esaslar çerçevesinde Ba-Bs formları ile bildirmek zorundadırlar.
1.2.6. Döviz alış-satışı yapan mükellefler ile yetkili müessese izin belgeli ve altın borsasına üye olup kıymetli maden alış-satışı ile uğraşan mükellefler belirli miktarın üzerindeki alış-satış bilgilerini Bakanlığımıza bildirmek zorunda olduklarından, bu işlemlerini ayrıca Ba ve Bs bildirim formlarıyla bildirmelerine gerek bulunmamaktadır.
Ancak, bu kurumlar, diğer belgelere dayalı olarak yaptıkları mal ve hizmet alım/satımlarını genel esaslar çerçevesinde Ba-Bs formları ile bildirmek zorundadırlar.
Diğer taraftan, bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerin, döviz büroları ve yetkili diğer kuruluşlardan yapmış oldukları döviz alış-satışlarını Ba ve Bs bildirim formlarına dahil etmelerine gerek bulunmamaktadır.
1.2.7. Sigorta şirketleri tarafından yapılan tazminat ödemeleri fatura ile belgelendirilen bir mal veya hizmet alımına dayanıyor ise, bu alımların genel esaslar çerçevesinde katma değer vergisi hariç tutarlarıyla Ba bildirim formuna dahil edilmesi gerekmektedir.
2- BİLDİRİMLERİN DÖNEMİ VE VERİLME SÜRESİ
2.1. Dönemi
Yükümlülük kapsamındaki mükelleflerin mal ve/veya hizmet alış/satışlarının aylık dönemler itibariyle bildirilmesi gerekmektedir.
Mal ve/veya hizmet alış/satışlarının bildirilecekleri aylık dönemler, bunlara ilişkin belgelerin düzenlenme tarihi dikkate alınarak belirlenir.
2.2. Verilme Süresi
2.2.1. Mükellefler söz konusu bildirim formlarını, aylık dönemler halinde düzenlemek ve takip eden ayın birinci gününden itibaren son günü akşamı saat 24:00'e kadar sistem üzerinden onaylamak suretiyle göndermekle yükümlüdürler.
2.2.2. Mükellefiyetin terki halinde bildirim formları, işin bırakıldığı tarihi izleyen ayın son günü akşamına kadar verilmek zorundadır. Bu bildirimler, kullanıcı kodu, parola ve şifre almış mükelleflerce veya 3568 sayılı Kanuna istinaden yetki almış meslek mensuplarınca verilecektir.
2.2.3. Bildirim verme zorunluluğu bulunan mükellefin ölümü halinde, bildirim formlarını verme sürelerine, Vergi Usul Kanununun 16 ncı maddesi hükmü uyarınca üç ay eklenir.
2.2.4. Tasfiyesi devam eden mükellefler bildirim formlarını, tasfiye süresince aylık dönemler halinde vereceklerdir. Tasfiyenin başladığı aya ait bildirim formları ise tasfiye öncesi ve sonrası ayrımı yapılmaksızın düzenlenecektir.
Diğer taraftan, tasfiye sonunda bildirimler tasfiye kararının tescil edildiği tarihi izleyen ayın son günü akşamına kadar tasfiye memuru veya 3568 sayılı Kanuna istinaden yetki almış meslek mensupları tarafından verilecektir.
2.2.5. 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun[5];
- 18 inci maddesi uyarınca gerçekleştirilen birleşmelerde, münfesih kurumun birleşmenin gerçekleştiği döneme ilişkin bildirimleri bunlar adına, birleşilen kurum veya 3568 sayılı Kanununa istinaden yetki almış meslek mensupları tarafından,
- 19 uncu maddesi uyarınca yapılan devirlerde, münfesih kurumun devrin gerçekleştiği döneme ilişkin bildirimleri bunlar adına, devir alan kurum veya 3568 sayılı Kanununa istinaden yetki almış meslek mensupları tarafından,
- 19 uncu maddesi uyarınca gerçekleştirilen tam bölünmelerde, münfesih kurumun bölünmenin gerçekleştiği döneme ilişkin bildirimleri bunlar adına, münfesih kurumun varlıklarını devralan kurumlardan müteselsil sorumluluk kapsamında herhangi biri veya 3568 sayılı Kanununa istinaden yetki almış meslek mensupları tarafından,
takip eden ayın son günü akşamına kadar verilmesi gerekmektedir.
3- BİLDİRİMLERİN VERİLME ŞEKLİ VE DOLDURULMASI
3.1. Bildirimlerin Elektronik Ortamda Verilme Zorunluluğu
3.1.1 Bilanço esasına göre defter tutan ve 376 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğine[6] göre beyannamesini elektronik ortamda vermek zorunda olan mükellefler, Ba ve Bs bildirim formlarını da elektronik ortamda https://e-beyanname.mb-ggm.gov.tr/ adresinden vermek zorundadırlar.
3.1.2. Bildirim formlarını elektronik ortamda veren mükelleflerin kağıt ortamında (elden veya posta ile) verdikleri bildirim formları hiçbir şekilde kabul edilmeyecektir.
3.1.3. Bildirimlerin elektronik ortamda verilmiş sayılabilmesi için sistem üzerinde onaylama işleminin yapılması şarttır. Onaylama işlemi en geç, bildirimlerin verilmesi gereken sürenin son günü saat 24:00'ten önce tamamlanmalıdır.
3.1.4. Vergi dairesi değişen mükellefler, bildirim formlarını en son bağlı oldukları vergi dairesine göndereceklerdir.
3.1.5. Elektronik ortamdaki bildirim formları;
- Kullanıcı kodu, parola ve şifre almış mükelleflerce gönderiliyorsa; formu düzenleyen kısmına mükellefe ilişkin bilgiler, formdaki yeminli mali müşavir kısmına ise, varsa yeminli mali müşavirlere ilişkin bilgiler yazılacaktır.
- Yeminli mali müşavirce gönderiliyorsa; formu gönderen bölümünde yeminli mali müşavirin bilgileri yer alacaktır. Formu düzenleyen bölümüne varsa serbest muhasebeci/ serbest muhasebeci mali müşavire ait bilgiler, yoksa mükellefe ait bilgiler yazılacaktır.
- Serbest muhasebeci/ serbest muhasebeci mali müşavir tarafından gönderiliyorsa; formu gönderen ve düzenleyen bölümlerine serbest muhasebeci, serbest muhasebeci mali müşavirin bilgileri yazılacaktır. Mükellefin yeminli mali müşaviri varsa yeminli mali müşavir bölümü de doldurulacaktır.
3.2. Bildirimlerin Doldurulmasında Uyulacak Esaslar
3.2.1. Bildirimlerdeki alış/satış bedelleri, Türk Lirası (TL) olarak doldurulacak ve kuruş bilgileri gösterilmeyecektir.
Bir kişi veya kurumdan yapılan alış ve/veya satışlarda birden fazla belge olması halinde kuruş ihmali belge bazında değil, belgelerin toplam tutarı üzerinden yapılacaktır.
Diğer taraftan, birden fazla sayfadan oluşan (nakli yekûnlu) faturalar tek fatura olarak kabul edilecektir.
3.2.2. İthalat işlemlerinin form Ba ile bildirilmesinde Gümrük Beyannamesi giriş tarihi, ihracat işlemlerinin form Bs ile bildirilmesinde ise, fiili ihracatın gerçekleştiği tarih dikkate alınacaktır.
Ayrıca serbest bölgelerde faaliyette bulunan mükelleflerin yurt içine yaptıkları satış işlemlerinin form Bs ile bildirilmesinde serbest bölge işlem formu tarihi ve tutarı dikkate alınacaktır.
Bildirim formlarında alıcı veya satıcının vergi kimlik numarası, ithalat işlemlerinde "1111111111", ihracat işlemlerinde ise "2222222222" olarak kodlanacaktır.
3.2.3. Bir kişi veya kurumun birden fazla şubesinden yapılan mal ve/veya hizmet alımları, muhasebe sistemi gereği ayrı ayrı takip edilse bile, birleştirilerek Ba bildirim formunda tek satır olarak gösterilecektir.
Aynı şekilde, bir kişi veya kurumun birden fazla şubesine yapılan mal ve/veya hizmet satışları da birleştirilerek, Bs bildirim formunda tek satır olarak gösterilecektir.
3.2.4. Bildirim verme yükümlülüğü bulunan, ancak tüm alış ve satışları belirtilen haddin altında kalan mükellefler, söz konusu formları Tablo II dışındaki tüm bilgileri doldurmak suretiyle vermek zorundadırlar.
3.2.5. Ba ve Bs bildirim formlarının Tablo II bölümlerinin doldurulması sırasında kullanılacak "ülke kodu" bilgileri Tebliğ ekinde yer almaktadır. (Ek:3)
4- CEZAİ UYGULAMA
4.1. Bildirimlerin Süresinde veya Tam Olarak Verilmemesi
Bildirim formlarını bu Tebliğde belirlenen süreler içinde vermeyen, eksik veya yanıltıcı bildirimde bulunan mükellefler hakkında 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 355 inci maddesi hükmü uyarınca cezai işlem uygulanacaktır. Söz konusu cezai işlemin uygulanmasında, Ba ve Bs bildirim formları tek bir form olarak değerlendirilecek ve tek özel usulsüzlük cezası kesilecektir.
4.2. Bildirimlerin Düzeltilmesi
4.2.1. Mükellefler elektronik ortamda gönderip onayladıktan sonra, bildirimlerinde hata veya eksiklik bulunduğunu tespit etmeleri halinde, bunları yeniden düzenleyerek göndermek suretiyle düzeltme yapabilirler.
Ba ve Bs bildirim formlarından herhangi birinde hata yapıldığının belirlenmesi halinde, sadece hata yapılan bildirim formunun düzeltilerek gönderilmesi gerekmektedir.
4.2.2. Düzeltme işlemlerinde, hatalı veya eksik olarak düzenlenmiş bulunan bildirim formları tamamen iptal edilmekte ve düzeltmeleri içerecek şekilde düzenlenerek verilen bildirim formu geçerli kabul edilmektedir. Dolayısıyla, düzeltme amacıyla düzenlenen bildirim formlarının, daha önce bildirimde bulunulmamış gibi tüm alış-satış bilgilerini içerecek şekilde doldurulması gerekmektedir.
4.2.3. Bildirimlerin verilme süresi içerisinde yapılan düzeltmelerde herhangi bir ceza uygulanmayacak olup, bu süre geçtikten sonra yapılan düzeltmelerde ise, düzeltilen her bir form için ayrı ayrı olmak üzere Vergi Usul Kanununun mükerrer 355 inci maddesi hükmü uyarınca işlem yapılacaktır.
5- YÜRÜRLÜK TARİHİ
Bu Tebliğde belirtilen usul ve esaslar, Ocak 2010 dönemi ve sonraki aylık dönemlere ilişkin olarak verilecek bildirimler için uygulanacaktır.
Tebliğ olunur.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)