1 Seri No'lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği’nin 5.6.2.4. Diğer hususlar başlıklı maddesinde;
“Sermaye yedekleri kullanılmak suretiyle sermaye artırımında bulunulması neticesinde sermaye artırımı nedeniyle verilecek bedelsiz hisse senetlerinin, bu şirkete iştirak edenler yönünden aktif ve pasiflerinde bir artışa neden olmaması gerekir. Dolayısıyla, bedelsiz hisse senetleri nedeniyle aktifte tutulan hisselerin sadece adedi değişecek, bedelinde değişme olmayacaktır.
Dönem kârından ayrılan yedekler kullanılmak suretiyle sermaye artırımında bulunulması halinde ise bu işlem sonucu ortaklara bedelsiz hisse senedi verilmesi ile fiilen kâr payı dağıtılması arasında fark bulunmamaktadır. Her iki halde de ortaklar, kurum bünyesinde oluşan kârlar üzerinde tasarrufta bulunma imkanına sahip olmaktadır. Dolayısıyla, kâr yedeklerinden karşılanan sermaye artırımları sonucunda ortaklarca bedelsiz iştirak hissesi iktisap edilmesi durumunda, alınan bu iştirak hisseleri nominal bedelle iştirak hesaplarında izlenecek ve iştirak kazançları istisnası nedeniyle kurumlar vergisine tabi tutulmayacaktır.” denilmektedir.
Buna göre iştirak edilen kurumun iç kaynaklarından yaptığı sermaye artışı sonucu edinilen bedelsiz hisseler eğer sermaye yedekleri, Sermaye Düzeltmesi Olumlu Farkları, İştirakler Sermaye Düzeltmesi Olumlu Farkları gibi aktif ve pasifte bir artışa neden olmuyorsa sermaye artışı tutarının İştirakler hesabına karşılık özkaynaklar altında sermaye yedekleri fon hesabına alınması gerekir.
Edinilen bedelsiz hisselerin kar yedeklerinden gelmesi durumunda ise hisse bedelleri nominal bedelle iştirak hesaplarında izlenecek ve karşılığı gelir tablosunda temettü geliri olarak dikkate alınacaktır. Bu tutar iştirak kazancı istisna yazılması nedeniyle kurumlar vergisine tabi tutulmayacaktır.
16 Ağustos 2010 Pazartesi
9 Temmuz 2010 Cuma
KDV KANUNU UYARINCA HİZMET İHRACI
3065 Sayılı KDV Kanunu’nun 1/1.maddesine göre Türkiye’de ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler vergiye tabi tutulmuş, 4. maddesinde hizmet, teslim ve teslim sayılan haller ile mal ithalatı dışında kalan işlemler olarak tanımlanmış ve bu işlemlerin bir şeyi yapmak, işlemek, meydana getirmek, imal etmek, bir şeyi yapmamayı taahhüt etmek gibi şekillerde gerçekleşebileceği belirtilmiştir. Kanunun 6/b maddesine göre hizmet ifalarında işlemin (hizmetin) Türkiye’de yapılmış sayılması için hizmetin Türkiye’de yapılması veya hizmetten Türkiye’de faydalanılması gerekmektedir.
Hizmet ihracında katma değer vergisi istisnasının uygulanabilmesi için 26 Seri No.lu KDV Genel Tebliği’nin (c) bölümünde yer alan aşağıdaki dört şartın birlikte gerçekleşmiş olması zorunludur.
1. Hizmet Türkiye’de yurtdışındaki bir müşteri için yapılmış olmalıdır.
2. Fatura veya benzeri nitelikteki belge yurtdışındaki müşteri adına düzenlenmelidir.
3. Hizmet bedeli, döviz olarak Türkiye’ye getirilmelidir.
4. Hizmetten yurtdışında yararlanılmalıdır.
Uygulamada yurt dışında fiiline verilen bir hizmetin, KDV dışı bir işlem mi olduğu (KDV Kanunu madde 6) yoksa hizmet ihracı mı sayılacağı ve bu hizmetle ilgili olarak yüklenilen KDV’nin indirim ve iade konusu olup olamayacağı konusunda tereddüt yaşanabilmektedir.
Burada hizmet ihracına ilişkin yukarıda sayılan dört şartın tümünün gerçekleştiği ve hizmet bedelinin Türkiye'de hasılat yazıldığı durumlarda hizmet yurt dışında icra edilmiş olsa bile hizmet ihracı olduğu kabul edilebilir.
Hizmet ihracında katma değer vergisi istisnasının uygulanabilmesi için 26 Seri No.lu KDV Genel Tebliği’nin (c) bölümünde yer alan aşağıdaki dört şartın birlikte gerçekleşmiş olması zorunludur.
1. Hizmet Türkiye’de yurtdışındaki bir müşteri için yapılmış olmalıdır.
2. Fatura veya benzeri nitelikteki belge yurtdışındaki müşteri adına düzenlenmelidir.
3. Hizmet bedeli, döviz olarak Türkiye’ye getirilmelidir.
4. Hizmetten yurtdışında yararlanılmalıdır.
Uygulamada yurt dışında fiiline verilen bir hizmetin, KDV dışı bir işlem mi olduğu (KDV Kanunu madde 6) yoksa hizmet ihracı mı sayılacağı ve bu hizmetle ilgili olarak yüklenilen KDV’nin indirim ve iade konusu olup olamayacağı konusunda tereddüt yaşanabilmektedir.
Burada hizmet ihracına ilişkin yukarıda sayılan dört şartın tümünün gerçekleştiği ve hizmet bedelinin Türkiye'de hasılat yazıldığı durumlarda hizmet yurt dışında icra edilmiş olsa bile hizmet ihracı olduğu kabul edilebilir.
25 Haziran 2010 Cuma
ÖZ SERMAYE KALEMLERİNİN BİRBİRİNDEN MAHSUBU
Öz sermaye kalemleri arasında yapılacak mahsuplar konusunda aşağıdaki durumlar incelenebilir.
“Dönem Kârı”nın, “Enflasyon Düzeltmesi Olumsuz Farkları”na mahsubu,
“Dönem Kârı”nın, “Geçmiş Yıl Zararları”na mahsubu,
“Sermaye Düzeltmesi Olumlu Farkları”nın “Geçmiş Yıl Zararları”na mahsubu.
Enflasyon düzeltilmesine ilişkin hükümler Vergi Usul Kanunu’nun geçici 25. Maddesinde düzenlenmiştir. Madde hükmüne göre; “pasif kalemlere ait enflasyon fark hesapları, herhangi bir suretle başka bir hesaba nakledildiği veya işletmeden çekildiği takdirde, bu işlemlerin yapıldığı dönemlerin kazancı ile ilişkilendirilmeksizin, bu dönemde vergiye tabi tutulur. Ancak öz sermaye kalemlerine ait enflasyon farkları, düzeltme sonucu oluşan geçmiş yıl zararlarına mahsup edilebilir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sermayeye ilave edilebilir; bu işlemler kâr dağıtımı sayılmaz.”
Yukarıdaki bilgiler ışığında; “Sermaye Düzeltmesi Olumlu Farkları”nın “Geçmiş Yıl Zararları”na mahsup edilmesi mümkün değildir. Enflasyon düzeltmesinden kaynaklanan olumsuz farklarla ilgili kesin bir hüküm olmasa da; bu tutarın ticari faaliyetlerden kaynaklanan “Dönem Kârı”na mahsup işleminin uygun olmayacağı söylenebilir. Öte yandan, “Dönem Kârı”nın “Geçmiş Yıl Zararları”na mahsup edilebileceği söylenebilir.
“Dönem Kârı”nın, “Enflasyon Düzeltmesi Olumsuz Farkları”na mahsubu,
“Dönem Kârı”nın, “Geçmiş Yıl Zararları”na mahsubu,
“Sermaye Düzeltmesi Olumlu Farkları”nın “Geçmiş Yıl Zararları”na mahsubu.
Enflasyon düzeltilmesine ilişkin hükümler Vergi Usul Kanunu’nun geçici 25. Maddesinde düzenlenmiştir. Madde hükmüne göre; “pasif kalemlere ait enflasyon fark hesapları, herhangi bir suretle başka bir hesaba nakledildiği veya işletmeden çekildiği takdirde, bu işlemlerin yapıldığı dönemlerin kazancı ile ilişkilendirilmeksizin, bu dönemde vergiye tabi tutulur. Ancak öz sermaye kalemlerine ait enflasyon farkları, düzeltme sonucu oluşan geçmiş yıl zararlarına mahsup edilebilir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sermayeye ilave edilebilir; bu işlemler kâr dağıtımı sayılmaz.”
Yukarıdaki bilgiler ışığında; “Sermaye Düzeltmesi Olumlu Farkları”nın “Geçmiş Yıl Zararları”na mahsup edilmesi mümkün değildir. Enflasyon düzeltmesinden kaynaklanan olumsuz farklarla ilgili kesin bir hüküm olmasa da; bu tutarın ticari faaliyetlerden kaynaklanan “Dönem Kârı”na mahsup işleminin uygun olmayacağı söylenebilir. Öte yandan, “Dönem Kârı”nın “Geçmiş Yıl Zararları”na mahsup edilebileceği söylenebilir.
6 Mayıs 2010 Perşembe
İHRAÇ KAYITLI SATILAN MALLARIN İHRAÇ EDİLEMEMESİ VE ÜRETİCİYE İADESİ DURUMUNDA KDV UYGULAMASI
3065 Sayılı KDV Kanunu’nun 11/1-c maddesi çerçevesinde tecil-terkin kapsamında vergi ödenmeden satın alınan ve yasal süresinde ihraç edilemeyen ürünlerle ilgili olarak; “İhraç kayıtlı satılan malların imalatçılarca ihracatçıya teslim tarihini takip eden ay başından itibaren 3 ay içinde ihraç edilmesi, ihracatın mücbir sebepler veya beklenmedik durumlar nedeniyle üç ay içinde gerçekleştirilememesi halinde, en geç üç aylık sürenin dolduğu tarihten itibaren on beş gün içinde başvuran ihracatçılara Gelir İdaresince uygun görülmesi halinde vergi dairelerince üç aya kadar ek süre verilebileceği ve bu süre içinde ihracatın gerçekleştirilmesi halinde tecil-terkin ve iadeden yararlanılabileceği hüküm altına alınmış olup bu süreler dolmuş olmakla beraber veya ihracatçı tarafından ek süre de talep edilmemiş veya talep edilmiş ancak bu süreler geçtikten sonra malın ihraç edilmiş olması halinde, imalatçının beyan ettiği ve tecil edilen KDV’nin gecikme zamlı olarak imalatçıdan tahsil edileceği” ifade edilmiştir.
Malların bir kısmının yasal süresi içerisinde ihraç edilememesi halinde de işlemlerin ihracı gerçekleşmeyen teslimlerle sınırlı şekilde uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Öte yandan ihraç kaydıyla imalatçılardan alınan malların bir kısmının ihraç edilememesi ve ihraç edilemeyen bu malların imalatçılara iade edilmesi halinde, ihracatçılar, imalatçılara iade edilen mallara ait fatura düzenleyecekler ve bu faturada katma değer vergisini göstereceklerdir. Bu vergi, malın iade edildiği dönem beyannamesinde, hesaplanan vergi olarak beyan edilecektir.
Malı ihraç edecek firma tarafından malın imalatçıya iadesi ihraç kayıtlı teslimin yapıldığı vergilendirme döneminden sonra gerçekleştiği takdirde ihracatçı tarafından malın iade edildiği imalatçı adına fatura tanzim edilirken KDV hesaplanması, hesaplanan KDV’nin imalatçı tarafından ödenerek indirim konusu yapılması, ihracatçının da hesaplanan KDV olarak beyan etmesi gerekmektedir.
İhraç kayıtlı satıştan dolayı imalatçı; beyannamesinde tecil edilen KDV ile iade edilecek KDV'nin birlikte bulunması halinde, iade edilecek KDV'den ihracatçı tarafından iade edilen mala ait tecil edilen KDV miktarını tenzil etmek suretiyle iade miktarını hesaplayarak, kendisinden herhangi bir gecikme zammı talep edilmesine engel olacaktır. İmalatçının iade edilecek KDV’si çıkmamış, sadece tecil edilecek KDV olup vergi tecil edilmişse, tecil edilen vergi gecikme zamlı olarak imalatçı tarafından ödenecektir.
Malların bir kısmının yasal süresi içerisinde ihraç edilememesi halinde de işlemlerin ihracı gerçekleşmeyen teslimlerle sınırlı şekilde uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Öte yandan ihraç kaydıyla imalatçılardan alınan malların bir kısmının ihraç edilememesi ve ihraç edilemeyen bu malların imalatçılara iade edilmesi halinde, ihracatçılar, imalatçılara iade edilen mallara ait fatura düzenleyecekler ve bu faturada katma değer vergisini göstereceklerdir. Bu vergi, malın iade edildiği dönem beyannamesinde, hesaplanan vergi olarak beyan edilecektir.
Malı ihraç edecek firma tarafından malın imalatçıya iadesi ihraç kayıtlı teslimin yapıldığı vergilendirme döneminden sonra gerçekleştiği takdirde ihracatçı tarafından malın iade edildiği imalatçı adına fatura tanzim edilirken KDV hesaplanması, hesaplanan KDV’nin imalatçı tarafından ödenerek indirim konusu yapılması, ihracatçının da hesaplanan KDV olarak beyan etmesi gerekmektedir.
İhraç kayıtlı satıştan dolayı imalatçı; beyannamesinde tecil edilen KDV ile iade edilecek KDV'nin birlikte bulunması halinde, iade edilecek KDV'den ihracatçı tarafından iade edilen mala ait tecil edilen KDV miktarını tenzil etmek suretiyle iade miktarını hesaplayarak, kendisinden herhangi bir gecikme zammı talep edilmesine engel olacaktır. İmalatçının iade edilecek KDV’si çıkmamış, sadece tecil edilecek KDV olup vergi tecil edilmişse, tecil edilen vergi gecikme zamlı olarak imalatçı tarafından ödenecektir.
16 Nisan 2010 Cuma
BORÇ KULLANAN KURUMUN ZARAR ETMESİ DURUMUNDA ÖRTÜLÜ SERMAYE DÜZELTMESİ
Yazarlar:MustafaKOCAMESE*
Yazarlar:GürayBAL**
E-Yaklasım / Mart 2010 / Sayı: 207
Örtülü sermaye kapsamına giren borçlanmalar sebebiyle ödenen faizlerin düzeltilmesinde, borç kullanan istirakin ilgili hesap dönemi sonunda zarar etmesi ya da istirak kazancı istisnası olarak dikkate alınan tutardan daha düsük miktarda kâr elde etmesi hallerinin istisna uygulamasına etkisinin ne olacagı konusunda Mali İdare
tarafından çesitli muktezalar verilmistir.
Konu ile ilgili verilen bir muktezada([2]);
“Genel olarak, sirketlerin gelirlerinden faaliyetin devamı için yapılan Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre kabulü mümkün bütün özel ve genel giderler (amortismanlar ve karsılıklar dahil)indirildikten sonra kalan tutar safi kârı teskil eder ve bu kâr yine aynı Kanun maddelerine göre dagıtılır. Bu itibarla, elde etmis oldugunuz faiz gelirlerinin kâr payı olarak dikkate alınması Türk Ticaret Kanunu kapsamında bir kâr dagıtımı olarak degil, sadece vergisel yükümlülükler bakımından kâr dagıtımı olarak dikkate alınması gerekir. Bu nedenle zararlı durumlarda da örtülü sermaye faizi
ödenmesi durumu ile karsılasılabilir. Bu takdirde, ileride elde edilecek kazanca mahsuben yapılan bir dagıtım söz konusu olup, borç alan kurumun zarar etmesi veya kâr dagıtımı olarak dikkate aldıgınız faiz gelirinden daha az kâr elde etmesi istisna uygulamasına engel teskil etmeyecektir.”
denilmek suretiyle borç kullanan tarafın zarar etmesi durumunda da düzeltmenin yapılmasının mümkün oldugu belirtilmistir. Yine bir baska muktezada([3]) bu görüse paralel olarak;
“Örtülü sermaye üzerinden faiz ödenmesi, kâr payı dagıtımı hükmündedir. Genel anlamda kâr payı dagıtımı yapılabilmesi için, kurumun dönem sonuçlarının kârlılıkla kapanmıs olması veya geçmis dönemlerden gelen birikmis kârlarının bulunması gerekir. Burada sözü edilen kâr dagıtımı ise Türk Ticaret Kanunu bakımından kâr dagıtımı hükmünde bir islem olmayıp, sadece vergilendirme ile ilgili yükümlülükler bakımından kâr dagıtımı olarak dikkate alınmaktadır. Borç alan kurumun dönem sonuçlarının zararla sonuçlanması durumunda da ileride elde edilecek kazanca mahsuben yapılan bir
dagıtım söz konusudur. Bu nedenle, kurum zararda olsa dahi vergisel yükümlülükler açısından kurumun kâr dagıtımı yapmıs gibi degerlendirilmesi gerekir. Ancak, kâr dagıtımından söz edilebilmesi için gerek borç alan ve gerekse borç veren nezdinde, örtülü sermaye sartlarının gerçeklestigi hesap döneminin kapanmıs olması sarttır.
Buna göre; örtülü sermaye üzerinden Sirketinize ödenen faizlerin borç alan sirketçe geçici vergilendirme dönemlerinde kanunen kabul edilmeyen gider olarak dikkate alınıp vergi matrahına ilave edilmis olması halinde, söz konusu tutarın 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca istirak kazançları istisnası kapsamında degerlendirilmesi, 2006 yılı kurumlar vergisi beyannamesinin verilmis olması halinde de vergi dairesi müdürlügü nezdinde düzeltme talebinde bulunulması mümkündür.”
seklinde görüs verilmistir.
Benzer bir soruya Vergi Dünyası dergisinin Kasım 2009 sayısında verilen bir cevapta; örtülü sermaye kapsamında elde edilen faizlerin kar payı olarak yeniden tasnif edilmesi ve buna göre gerekli düzeltmelerin yapılmasının amacının mükerrer vergilemeyi önlemek oldugu belirtilerek, örtülü sermaye kullandıran nezdinde
yapılacak düzeltmede dikkate alınacak tutarın örtülü sermaye kullanan tarafın kazancı üzerinden hesaplanarak kesinlesen ve öden tutar oldugu ifade edilmistir. Buna göre borç kullanan tarafın zarar beyan etmesi sebebiyle ödenen herhangi bir vergi tutarı bulunmadıgından örtülü sermaye kullandıran tarafın bu asamada düzeltme
yapmasının yasal olarak mümkün olmadıgı yönünde görüs verilmistir.
Görüldügü üzere Mali İdarenin verdigi görüslerde örtülü sermaye kapsamında borç kullanan tarafın zarar etmesi veya örtülü sermaye faizinden düsük kar etmesi durumunda dahi örtülü sermaye düzeltmesinin yapılabilecegi belirtilmektedir. Ancak tersi yönde görüsler de mevcuttur. Kanaatimizce mükelleflerce bu sekilde bir uygulama yapılmadan önce konu hakkında görüs alınması yerinde olacaktır.
Yazarlar:GürayBAL**
E-Yaklasım / Mart 2010 / Sayı: 207
Örtülü sermaye kapsamına giren borçlanmalar sebebiyle ödenen faizlerin düzeltilmesinde, borç kullanan istirakin ilgili hesap dönemi sonunda zarar etmesi ya da istirak kazancı istisnası olarak dikkate alınan tutardan daha düsük miktarda kâr elde etmesi hallerinin istisna uygulamasına etkisinin ne olacagı konusunda Mali İdare
tarafından çesitli muktezalar verilmistir.
Konu ile ilgili verilen bir muktezada([2]);
“Genel olarak, sirketlerin gelirlerinden faaliyetin devamı için yapılan Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre kabulü mümkün bütün özel ve genel giderler (amortismanlar ve karsılıklar dahil)indirildikten sonra kalan tutar safi kârı teskil eder ve bu kâr yine aynı Kanun maddelerine göre dagıtılır. Bu itibarla, elde etmis oldugunuz faiz gelirlerinin kâr payı olarak dikkate alınması Türk Ticaret Kanunu kapsamında bir kâr dagıtımı olarak degil, sadece vergisel yükümlülükler bakımından kâr dagıtımı olarak dikkate alınması gerekir. Bu nedenle zararlı durumlarda da örtülü sermaye faizi
ödenmesi durumu ile karsılasılabilir. Bu takdirde, ileride elde edilecek kazanca mahsuben yapılan bir dagıtım söz konusu olup, borç alan kurumun zarar etmesi veya kâr dagıtımı olarak dikkate aldıgınız faiz gelirinden daha az kâr elde etmesi istisna uygulamasına engel teskil etmeyecektir.”
denilmek suretiyle borç kullanan tarafın zarar etmesi durumunda da düzeltmenin yapılmasının mümkün oldugu belirtilmistir. Yine bir baska muktezada([3]) bu görüse paralel olarak;
“Örtülü sermaye üzerinden faiz ödenmesi, kâr payı dagıtımı hükmündedir. Genel anlamda kâr payı dagıtımı yapılabilmesi için, kurumun dönem sonuçlarının kârlılıkla kapanmıs olması veya geçmis dönemlerden gelen birikmis kârlarının bulunması gerekir. Burada sözü edilen kâr dagıtımı ise Türk Ticaret Kanunu bakımından kâr dagıtımı hükmünde bir islem olmayıp, sadece vergilendirme ile ilgili yükümlülükler bakımından kâr dagıtımı olarak dikkate alınmaktadır. Borç alan kurumun dönem sonuçlarının zararla sonuçlanması durumunda da ileride elde edilecek kazanca mahsuben yapılan bir
dagıtım söz konusudur. Bu nedenle, kurum zararda olsa dahi vergisel yükümlülükler açısından kurumun kâr dagıtımı yapmıs gibi degerlendirilmesi gerekir. Ancak, kâr dagıtımından söz edilebilmesi için gerek borç alan ve gerekse borç veren nezdinde, örtülü sermaye sartlarının gerçeklestigi hesap döneminin kapanmıs olması sarttır.
Buna göre; örtülü sermaye üzerinden Sirketinize ödenen faizlerin borç alan sirketçe geçici vergilendirme dönemlerinde kanunen kabul edilmeyen gider olarak dikkate alınıp vergi matrahına ilave edilmis olması halinde, söz konusu tutarın 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca istirak kazançları istisnası kapsamında degerlendirilmesi, 2006 yılı kurumlar vergisi beyannamesinin verilmis olması halinde de vergi dairesi müdürlügü nezdinde düzeltme talebinde bulunulması mümkündür.”
seklinde görüs verilmistir.
Benzer bir soruya Vergi Dünyası dergisinin Kasım 2009 sayısında verilen bir cevapta; örtülü sermaye kapsamında elde edilen faizlerin kar payı olarak yeniden tasnif edilmesi ve buna göre gerekli düzeltmelerin yapılmasının amacının mükerrer vergilemeyi önlemek oldugu belirtilerek, örtülü sermaye kullandıran nezdinde
yapılacak düzeltmede dikkate alınacak tutarın örtülü sermaye kullanan tarafın kazancı üzerinden hesaplanarak kesinlesen ve öden tutar oldugu ifade edilmistir. Buna göre borç kullanan tarafın zarar beyan etmesi sebebiyle ödenen herhangi bir vergi tutarı bulunmadıgından örtülü sermaye kullandıran tarafın bu asamada düzeltme
yapmasının yasal olarak mümkün olmadıgı yönünde görüs verilmistir.
Görüldügü üzere Mali İdarenin verdigi görüslerde örtülü sermaye kapsamında borç kullanan tarafın zarar etmesi veya örtülü sermaye faizinden düsük kar etmesi durumunda dahi örtülü sermaye düzeltmesinin yapılabilecegi belirtilmektedir. Ancak tersi yönde görüsler de mevcuttur. Kanaatimizce mükelleflerce bu sekilde bir uygulama yapılmadan önce konu hakkında görüs alınması yerinde olacaktır.
17 Mart 2010 Çarşamba
VERGİ LEVHALARININ TASDİKİ
Yazan: Mustafa Kocameşe
Vergi Usul Kanunu’nun 5. Maddesinde vergi mahremiyetine ilişkin düzenlemeler içerisinde vergi levhasının işletmelerde asılması konusuna da yer verilmektedir. İlgili maddeye göre Gelir Vergisi mükellefleri (Kazancı basit usulde tespit edilenler dahil) ile sermaye şirketleri her yıl Mayıs ayının son gününe kadar vergi tarhına esas olan kazanç tutarları ile bunlara isabet eden vergi miktarlarını gösteren levhayı merkezlerine, şubelerine, satış mağazalarına iş sahipleri ile mükellefler tarafından kolayca okunup görünecek şekilde asmak zorundadırlar.
Vergi levhası nerelere tasdik ettirilir?
Vergi levhalarının tasdikli olarak asılması gerekmektedir. Tasdiki asıl olarak bağlı olunan vergi daireleri yapmakla birlikte iş yoğunlu sebebiyle daha sonra meslek mensuplarına da bu yetki verilmiştir. Vergi levhalarının tasdiki aşağıdaki kişilere yaptırılabilir.
- Bağlı olunan vergi dairelerine,
- Tam tasdik sözleşmesi yapılan YMM’lere,
- Defter tutmak ve beyanname vermek üzere sözleşme düzenlenen meslek mensuplarına.
Meslek mensupları kendi vergi levhalarını imzalayabilir mi?
Bu konuda açık bir düzenleme bulunmamakla birlikte Maliye Bakanlığı yayınlamış olduğu 23.02.2000 tarih ve B.07.0.GEL.0.28/2803-5-794/8551 sayılı muktezada meslek mensuplarının kendi vergi levhalarını da tasdik edebileceklerini belirtmiştir.
Vergi Usul Kanunu’nun 5. Maddesinde vergi mahremiyetine ilişkin düzenlemeler içerisinde vergi levhasının işletmelerde asılması konusuna da yer verilmektedir. İlgili maddeye göre Gelir Vergisi mükellefleri (Kazancı basit usulde tespit edilenler dahil) ile sermaye şirketleri her yıl Mayıs ayının son gününe kadar vergi tarhına esas olan kazanç tutarları ile bunlara isabet eden vergi miktarlarını gösteren levhayı merkezlerine, şubelerine, satış mağazalarına iş sahipleri ile mükellefler tarafından kolayca okunup görünecek şekilde asmak zorundadırlar.
Vergi levhası nerelere tasdik ettirilir?
Vergi levhalarının tasdikli olarak asılması gerekmektedir. Tasdiki asıl olarak bağlı olunan vergi daireleri yapmakla birlikte iş yoğunlu sebebiyle daha sonra meslek mensuplarına da bu yetki verilmiştir. Vergi levhalarının tasdiki aşağıdaki kişilere yaptırılabilir.
- Bağlı olunan vergi dairelerine,
- Tam tasdik sözleşmesi yapılan YMM’lere,
- Defter tutmak ve beyanname vermek üzere sözleşme düzenlenen meslek mensuplarına.
Meslek mensupları kendi vergi levhalarını imzalayabilir mi?
Bu konuda açık bir düzenleme bulunmamakla birlikte Maliye Bakanlığı yayınlamış olduğu 23.02.2000 tarih ve B.07.0.GEL.0.28/2803-5-794/8551 sayılı muktezada meslek mensuplarının kendi vergi levhalarını da tasdik edebileceklerini belirtmiştir.
Etiketler:
vergi levhalarının tasdiki
12 Mart 2010 Cuma
VERGİ DENETİMİNDE ETKİNLİK
Yazan: Mustafa Kocameşe
Vergi Denetiminde Etkinlik Sorunu
Maliye Bakanlığı'nın verilerine göre 2004 yılı sonu itibariyle faal gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin toplam sayısı 2.406.661’dir. Yapılan incelemelerin sayısı ise aynı dönem için 153.881’dir. Bu rakamlara göre incelenen mükelleflerin oranının %7’ye ulaştığı görülmektedir. Bir önceki dönemde ise bu oran %3 civarındadır.
Vergi denetiminde etkinliğin sağlanamamasının sebeplerinden bazıları şu şekilde belirtilebilir:
- Vergi denetim elemanlarının sayıca yetersiz olması: Denetim birimlerinde çalışan denetmenlerin nitelikleri yanında sayılarının da yeterli düzeyde olması vergi denetimlerinin beklenen amaçlara ulaşabilmesi açısından gereklidir.[1] Toplam mükelleflerin her yıl ortalama % 2-3 ‘ü incelenebilmektedir. İnceleme oranlarının bu şekilde olması vergi denetimlerinden beklenen etkinliğin sağlanmasını güçleştirmektedir.
- Performans değerlemesi yapılmaması: Periyodik dönemler itibariyle faaliyet sonuçları ve hedeflerin kamuoyu ile paylaşılmaması ve vergi inceleme elemanlarına performansa dayalı ödül-ceza sisteminin uygulanmayışı vergi denetiminde etkinliği ve verimliliği olumsuz etkilemektedir.[2]
- Vergi denetimlerini hızlandırıcı olanaklardan yeterince yararlanılmaması:
Ülkemizde yapılan vergi denetimlerinde; yapılan denetimlerin kısa sürede, etkin ve verimli bir şekilde sonuçlandırılmasını sağlayacak olanakların kullanıldığını söylemek güçtür. Yapılan incelemelerde incelenecek mükelleflerin seçimi genelde klasik yöntemlerle yapılmaktadır.[3] Vergi denetiminde daha etkili ve verimli olabilmek için çağdaş denetim teknikleri kullanılmalıdır. Ayrıca incelenecek mükelleflerin ve konuların seçilmesinde daha isabetli kararlara varabilmek için istatistiksel yöntemlerden ve analizlerden yararlanılmalıdır.
- Planlama koordinasyon ve işbölümü eksikliği: Ülkemizde vergi denetimleri denetim birimlerinin hazırladıkları yıllık planlara göre yapılmaktadır. Ancak bütün denetim kuruluşlarını kapsayan ülke çapında bir planlamaya gidilmediğinden koordinasyon sağlanamamakta ve denetimde etkin olunamamaktadır.[4]
- İncelenecek mükellef seçimi: Ülkemizde incelenecek mükelleflerin seçimi teknik ve ekonomik bazı ölçütlerin ağırlık taşıdığı sistematik ve mekanik bir işlem tarzından çok inceleme elemanlarının takdir ve değerlendirmelerine dayalı olarak yürütülmektedir. Halbuki gelişmiş ülkelerde incelenecek mükelleflerin seçimi için çeşitli yöntemlerden yararlanılmakta ve bilgi işlem teknolojisi azami ölçüde kullanılmaktadır. Bilgi işlem teknolojisi bütün beyannamelerin elektronik olarak revizyonunu mümkün kılmaktadır. Örneğin IRS ( Internal Revenue Service) hata ihtimali yüksek beyannameleri tespit eden özel bilgisayar programları kullanmaktadır.[5]
Toplumsal, ekonomik ve denetimle ilgili diğer hususlar veri kabul edildiğinde (inceleme elemanı sayısı v.b.) vergi denetiminde etkinliğin artması aşağıdaki unsurlara bağlı olacaktır:
- İncelenecek beyanların seçimindeki başarı oranı,
- İncelemeye alınan beyanlarda derinlemesine incelenecek hususların doğru bir şekilde tespit edilebilmesi,
- İnceleme elemanlarının zamanlarının etkin ve verimli bir şekilde kullanabilmeleri.
Bugün itibariyle gelişmiş ekonomilerde yapılan çalışmalar bu unsurlar üzerinde yoğunlaşmaktadır.[6]
Gelişmiş Ülkelerdeki Vergi Denetim Uygulamaları:
Bu gün itibariyle Amerika Birleşik Devletleri Vergi İdaresi IRS’in etkinliği herkes tarafından kabul edilmektedir. Bu sonucun elde edilmesinde toplumdaki kuralara uyma bilinci yanında kuraldışı hareketlerin ortaya çıkartılması ve cezasız bırakılmaması vardır.[7]
Amerika birleşik Devletleri’nde uygulanan vergi incelemelerinin en çarpıcı özelliği incelemelerin caydırıcılığının çok sayıda mükellef incelenerek yani genel inceleme oranını yüksek tutarak değil, incelenmesi gerektiği başarılı bir yöntemle tesbit edilen az sayıda mükellef incelenerek sağlanmasıdır. İnceleme oranı %1,34 gibi düşük bir düzeydedir ve vergi kaçırma oranı da yine düşük ve %3’tür. Bu düşük inceleme oranlarına rağmen vergi kaçırma oranı oldukça azdır. Vergi kaçırma ve denetleme oranlarının bu kadar düşük olmasına rağmen incelenen her yüz mükelleften 75’ine ceza salınmaktadır. Bu da bize incelenen %1,34’lük mükellef kitlesinin seçiminde ne kadar isabetli davranıldığını göstermektedir.[8]
Amerika birleşik Devletleri’nde vergi incelemelerinin önemli bir yönü de sektörler arası uzmanlaşmaya gidilmesidir. Sektörler arası uzmanlaşmanın hedefi özel piyasa kesimleri için yüksek derecede eğitimli inceleme elemanlarının yetiştirilmesidir. Böylece vergi incelemelerinde etkinlik ve mükelleflerin vergi uygulamalarını uyumu arttırılmış bulunmaktadır. İnceleme elemanları; mükelleflerin faaliyette bulunduğu gruplar, iş çeşidi veya teknik konuların muhtevasına göre belirli alanlarda uzmanlaşarak incelemelerini daha etkin bir şekilde yürütebilir hale gelmişlerdir.[9]Almanya’da ise incelenecek mükelleflerin seçilmesinde ön inceleme sonuçları ve istihbarat bilgileri kullanılmaktadır. Ayrıca işletmeler ciroları ve beyan ettikleri matrahlara göre beş sınıfa ayrılmıştır. Bu sınıflandırma da mükellef seçiminde önemlidir. Büyük işletmeler ve holdinglerin bütün dönemleri incelenmektedir. Küçük ve orta ölçekli işletmelerden hangilerinin inceleneceği ise ön revizyon sonucunda belirlenmektedir. Almanya’da temel inceleme stratejisi toplam vergi matrahı içerisindeki payı düşük olan çok sayıda mükellefi incelemek yerine, toplam vergi matrahının daha büyük bir bölümünü beyan eden az sayıda mükellefi incelemek esasına dayanmaktadır.[10]
Kaynaklar:
[1] TOPÇU H. İbrahim, Vergi Denetimi Beyan Dışı Ekonomi İlişkisi; İstanbul Örneği, M.Ü.S.B.E. Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, s.53
[2] TOPÇU H. İbrahim, Vergi Denetimi Beyan Dışı Ekonomi İlişkisi; İstanbul Örneği, M.Ü.S.B.E. Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, s.56
[3] TOPÇU H. İbrahim, Vergi Denetimi Beyan Dışı Ekonomi İlişkisi; İstanbul Örneği, M.Ü.S.B.E. Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, s.56
[4] ASLANOĞLU Suphi, Günümüz Vergi Anlayışında Denetimin Etkinliğini Sağlayan Bir Yöntem: Vergi Denetiminde Mali Analiz Tekniklerinin Kullanılması, M.Ü. SBE. Doktora Tezi, İstanbul, 2002, s.77
[5] YARAŞLI Osman, Türkiye’de Vergi Reformu, Maliye Bakanlığı Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı Yayınları Yayın no: 2005/367 , Ankara 2005, s. 254
[6] YALÇIN Hasan, Olasılık Tahminleri Üzerinde İleri Sürülen Benford Kanunu’nun Vergi Denetiminde Kullanımının İrdelenmesi, Bilim Raporu, H.U.K. 2000, s. 3
[7] YALÇIN Hasan, Olasılık Tahminleri Üzerinde İleri Sürülen Benford Kanunu’nun Vergi Denetiminde Kullanımının İrdelenmesi, Bilim Raporu, H.U.K. 2000, s.27
[8] YARAŞLI Osman, Türkiye’de Vergi Reformu, Maliye Bakanlığı Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı Yayınları Yayın no: 2005/367 , Ankara 2005, s. 254
[9] GÜL Zeynel Murat, Vergi İncelemelerinde Uzmanlaşmaya Gidilmesinde Amerika Birleşik Devletleri Örneği, Vergi Sorunları Dergisi Sayı 170, Kasım 2002, s.61-66
[10] YARAŞLI Osman, Türkiye’de Vergi Reformu, Maliye Bakanlığı Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı Yayınları Yayın no: 2005/367 , Ankara 2005, s. 255
Vergi Denetiminde Etkinlik Sorunu
Maliye Bakanlığı'nın verilerine göre 2004 yılı sonu itibariyle faal gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin toplam sayısı 2.406.661’dir. Yapılan incelemelerin sayısı ise aynı dönem için 153.881’dir. Bu rakamlara göre incelenen mükelleflerin oranının %7’ye ulaştığı görülmektedir. Bir önceki dönemde ise bu oran %3 civarındadır.
Vergi denetiminde etkinliğin sağlanamamasının sebeplerinden bazıları şu şekilde belirtilebilir:
- Vergi denetim elemanlarının sayıca yetersiz olması: Denetim birimlerinde çalışan denetmenlerin nitelikleri yanında sayılarının da yeterli düzeyde olması vergi denetimlerinin beklenen amaçlara ulaşabilmesi açısından gereklidir.[1] Toplam mükelleflerin her yıl ortalama % 2-3 ‘ü incelenebilmektedir. İnceleme oranlarının bu şekilde olması vergi denetimlerinden beklenen etkinliğin sağlanmasını güçleştirmektedir.
- Performans değerlemesi yapılmaması: Periyodik dönemler itibariyle faaliyet sonuçları ve hedeflerin kamuoyu ile paylaşılmaması ve vergi inceleme elemanlarına performansa dayalı ödül-ceza sisteminin uygulanmayışı vergi denetiminde etkinliği ve verimliliği olumsuz etkilemektedir.[2]
- Vergi denetimlerini hızlandırıcı olanaklardan yeterince yararlanılmaması:
Ülkemizde yapılan vergi denetimlerinde; yapılan denetimlerin kısa sürede, etkin ve verimli bir şekilde sonuçlandırılmasını sağlayacak olanakların kullanıldığını söylemek güçtür. Yapılan incelemelerde incelenecek mükelleflerin seçimi genelde klasik yöntemlerle yapılmaktadır.[3] Vergi denetiminde daha etkili ve verimli olabilmek için çağdaş denetim teknikleri kullanılmalıdır. Ayrıca incelenecek mükelleflerin ve konuların seçilmesinde daha isabetli kararlara varabilmek için istatistiksel yöntemlerden ve analizlerden yararlanılmalıdır.
- Planlama koordinasyon ve işbölümü eksikliği: Ülkemizde vergi denetimleri denetim birimlerinin hazırladıkları yıllık planlara göre yapılmaktadır. Ancak bütün denetim kuruluşlarını kapsayan ülke çapında bir planlamaya gidilmediğinden koordinasyon sağlanamamakta ve denetimde etkin olunamamaktadır.[4]
- İncelenecek mükellef seçimi: Ülkemizde incelenecek mükelleflerin seçimi teknik ve ekonomik bazı ölçütlerin ağırlık taşıdığı sistematik ve mekanik bir işlem tarzından çok inceleme elemanlarının takdir ve değerlendirmelerine dayalı olarak yürütülmektedir. Halbuki gelişmiş ülkelerde incelenecek mükelleflerin seçimi için çeşitli yöntemlerden yararlanılmakta ve bilgi işlem teknolojisi azami ölçüde kullanılmaktadır. Bilgi işlem teknolojisi bütün beyannamelerin elektronik olarak revizyonunu mümkün kılmaktadır. Örneğin IRS ( Internal Revenue Service) hata ihtimali yüksek beyannameleri tespit eden özel bilgisayar programları kullanmaktadır.[5]
Toplumsal, ekonomik ve denetimle ilgili diğer hususlar veri kabul edildiğinde (inceleme elemanı sayısı v.b.) vergi denetiminde etkinliğin artması aşağıdaki unsurlara bağlı olacaktır:
- İncelenecek beyanların seçimindeki başarı oranı,
- İncelemeye alınan beyanlarda derinlemesine incelenecek hususların doğru bir şekilde tespit edilebilmesi,
- İnceleme elemanlarının zamanlarının etkin ve verimli bir şekilde kullanabilmeleri.
Bugün itibariyle gelişmiş ekonomilerde yapılan çalışmalar bu unsurlar üzerinde yoğunlaşmaktadır.[6]
Gelişmiş Ülkelerdeki Vergi Denetim Uygulamaları:
Bu gün itibariyle Amerika Birleşik Devletleri Vergi İdaresi IRS’in etkinliği herkes tarafından kabul edilmektedir. Bu sonucun elde edilmesinde toplumdaki kuralara uyma bilinci yanında kuraldışı hareketlerin ortaya çıkartılması ve cezasız bırakılmaması vardır.[7]
Amerika birleşik Devletleri’nde uygulanan vergi incelemelerinin en çarpıcı özelliği incelemelerin caydırıcılığının çok sayıda mükellef incelenerek yani genel inceleme oranını yüksek tutarak değil, incelenmesi gerektiği başarılı bir yöntemle tesbit edilen az sayıda mükellef incelenerek sağlanmasıdır. İnceleme oranı %1,34 gibi düşük bir düzeydedir ve vergi kaçırma oranı da yine düşük ve %3’tür. Bu düşük inceleme oranlarına rağmen vergi kaçırma oranı oldukça azdır. Vergi kaçırma ve denetleme oranlarının bu kadar düşük olmasına rağmen incelenen her yüz mükelleften 75’ine ceza salınmaktadır. Bu da bize incelenen %1,34’lük mükellef kitlesinin seçiminde ne kadar isabetli davranıldığını göstermektedir.[8]
Amerika birleşik Devletleri’nde vergi incelemelerinin önemli bir yönü de sektörler arası uzmanlaşmaya gidilmesidir. Sektörler arası uzmanlaşmanın hedefi özel piyasa kesimleri için yüksek derecede eğitimli inceleme elemanlarının yetiştirilmesidir. Böylece vergi incelemelerinde etkinlik ve mükelleflerin vergi uygulamalarını uyumu arttırılmış bulunmaktadır. İnceleme elemanları; mükelleflerin faaliyette bulunduğu gruplar, iş çeşidi veya teknik konuların muhtevasına göre belirli alanlarda uzmanlaşarak incelemelerini daha etkin bir şekilde yürütebilir hale gelmişlerdir.[9]Almanya’da ise incelenecek mükelleflerin seçilmesinde ön inceleme sonuçları ve istihbarat bilgileri kullanılmaktadır. Ayrıca işletmeler ciroları ve beyan ettikleri matrahlara göre beş sınıfa ayrılmıştır. Bu sınıflandırma da mükellef seçiminde önemlidir. Büyük işletmeler ve holdinglerin bütün dönemleri incelenmektedir. Küçük ve orta ölçekli işletmelerden hangilerinin inceleneceği ise ön revizyon sonucunda belirlenmektedir. Almanya’da temel inceleme stratejisi toplam vergi matrahı içerisindeki payı düşük olan çok sayıda mükellefi incelemek yerine, toplam vergi matrahının daha büyük bir bölümünü beyan eden az sayıda mükellefi incelemek esasına dayanmaktadır.[10]
Kaynaklar:
[1] TOPÇU H. İbrahim, Vergi Denetimi Beyan Dışı Ekonomi İlişkisi; İstanbul Örneği, M.Ü.S.B.E. Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, s.53
[2] TOPÇU H. İbrahim, Vergi Denetimi Beyan Dışı Ekonomi İlişkisi; İstanbul Örneği, M.Ü.S.B.E. Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, s.56
[3] TOPÇU H. İbrahim, Vergi Denetimi Beyan Dışı Ekonomi İlişkisi; İstanbul Örneği, M.Ü.S.B.E. Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, s.56
[4] ASLANOĞLU Suphi, Günümüz Vergi Anlayışında Denetimin Etkinliğini Sağlayan Bir Yöntem: Vergi Denetiminde Mali Analiz Tekniklerinin Kullanılması, M.Ü. SBE. Doktora Tezi, İstanbul, 2002, s.77
[5] YARAŞLI Osman, Türkiye’de Vergi Reformu, Maliye Bakanlığı Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı Yayınları Yayın no: 2005/367 , Ankara 2005, s. 254
[6] YALÇIN Hasan, Olasılık Tahminleri Üzerinde İleri Sürülen Benford Kanunu’nun Vergi Denetiminde Kullanımının İrdelenmesi, Bilim Raporu, H.U.K. 2000, s. 3
[7] YALÇIN Hasan, Olasılık Tahminleri Üzerinde İleri Sürülen Benford Kanunu’nun Vergi Denetiminde Kullanımının İrdelenmesi, Bilim Raporu, H.U.K. 2000, s.27
[8] YARAŞLI Osman, Türkiye’de Vergi Reformu, Maliye Bakanlığı Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı Yayınları Yayın no: 2005/367 , Ankara 2005, s. 254
[9] GÜL Zeynel Murat, Vergi İncelemelerinde Uzmanlaşmaya Gidilmesinde Amerika Birleşik Devletleri Örneği, Vergi Sorunları Dergisi Sayı 170, Kasım 2002, s.61-66
[10] YARAŞLI Osman, Türkiye’de Vergi Reformu, Maliye Bakanlığı Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı Yayınları Yayın no: 2005/367 , Ankara 2005, s. 255
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)